Eğitim-Sen'den 2011-12 Eğitim-Öğretim Yılı Değerlendirme Raporu!

2011–2012 Eğitim-Öğretim Yılı’nda Eğitimin Katlanarak Artan Sorunları Kalıcı Çözümler Beklemektedir!
 

Eğitim-Sen 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı Yılsonu Değerlendirme Raporu.

Eğitim sisteminin, eğitim ve bilim emekçilerinin yıllardır karşı karşıya kaldığı sorunlar, 2011–2012 Eğitim-Öğretim Yılı boyunca katlanarak artmıştır. Özellikle 12 Haziran seçimleri sonrasında Milli Eğitim Bakanlığı’na, yıllardır kamuda yaşanan dönüşümün mimarı olan Ömer Dinçer’in getirilmesinin ardından başlatılan piyasa odaklı sayısız proje, angarya çalışma uygulamaları ve son olarak yasalaşan 4+4+4 kademeli eğitim düzenlemesi 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı’na damgasını vurmuştur.

2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı, daha önceki dönemlerde olduğu gibi, eğitimin çözüm bekleyen en temel sorunlarını çözme noktasında yeterince adım atılmamış olmasından kaynaklı olarak, var olan katlanarak artmış, eğitimde yaşanan ticarileştirme ve eğitimi dinselleştirme uygulamaları hız kesmemiştir.

Eğitim sisteminde yaşanan sorunlar yıllardır kararlılıkla sürdürülen serbest piyasacı, tüm kamu hizmetleri gibi eğitimi ticarileştirmeyi ve özelleştirmeyi hedefleyen neoliberal politikaların bir birikimi olarak karşımıza çıkmıştır. AKP iktidarı, özellikle geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında, söz konusu olumsuz birikimi daha da arttırmak için daha büyük adımlar atmıştır.

Kamusal eğitimin zayıflatılması, eğitimin tamamen paralı hale getirilmek istenmesi, ilköğretim ve ortaöğretimde dershanelerin tarihte hiç olmadığı kadar öne çıkması, cinsiyet, etnik kimlik ve mezhep ayrımcılığına ilişkin uygulamaların sürmesi, ataması yapılmayan öğretmenlerin durumu, ücretli-vekil öğretmenlik uygulamalarının devam etmesi, Bakanlık teşkilatında yaşanan yoğun siyasi kadrolaşma uygulamaları, hizmetli, memur ve teknik personelin sorunları, üniversitelerde yaşanan soruşturma, akademik ve idari sorunlar, 600’e yakın üniversite öğrencisinin halen tutuklu olması gibi pek çok sorun 2011–2012 Eğitim-Öğretim Yılı’na damgasını vurmuştur.

Paralı eğitim uygulamalarına karşı çıkanlar, poşu taktıkları, akademik özgürlük ve demokratik üniversite istedikleri için lise ve üniversite gençliğine yönelik, gözaltı, idari ve adli soruşturmalar, tutuklamalar hız kesmemiştir. Öyle ki “Parasız Eğitim İstiyoruz Alacağız” pankartı açan öğrenciler 8 yıl 5 ay, poşu takan Cihan Kırmızıgül 11 yıl 3 ay, üzerinde 32 limon bulundurma 11 yıl hapis cezası veriliyor; yaşamının devam ettirmek isteyen gençlerin üzerine ise bombalar yağdırılıyor.

4+4+4 kademeli eğitim sorunları daha da arttıracak

Bilindiği gibi AKP hükümeti, iktidar olduğu ilk günden bu yana kendi siyasal ve ideolojik hedeflerine uygun olarak eğitim sistemini baştan aşağı değiştirecek adımlar atmıştır. Bu adımlardan en sonuncusu ve belki de çocuklarımızın geleceği açısından en tehlikelisi, toplumun önemli bir bölümünün, bilim insanlarının, üniversitelerin, eğitim örgütlerinin ve sendikaların bütün itirazlarına rağmen yasalaşan 4+4+4 zorunlu kademeli eğitim düzenlemesidir.

4+4+4 kademeli eğitim uygulamasına ilişkin bilim insanları ve eğitim örgütlerinden gelen itirazlar dikkate alınmamış, yeterli hazırlık ve altyapı çalışmaları yapılmadan uygulamaya geçileceği açıklanmıştır. Zorunlu eğitimi kademeli olarak 12 yıla çıkaran düzenlemeye 2012–2013 Eğitim-Öğretim Yılı’ndan itibaren geçilecektir. 4+4+4 düzenlemesine ilişkin olarak ileri sürülen bütün itirazların AKP hükümetince yok sayılmış olmasının, kademeli eğitimin uygulaması aşamasında birçok sorunun yaşanmasına neden olacağı açıktır.

4+4+4 modeli ise tıpkı sağlıkta dönüşüm uygulamalarında olduğu gibi, eğitimin bir bütün olarak ticarileştirilmesini ve tamamen paralı hale getirilmesini hedeflemektedir. 4+4+4 düzenlemesi ile “İlköğretimde eğitim parasızdır” ifadesinin kanun metninden çıkarılmış olması, bu hedefe ulaşmak için atılan önemli bir adım olarak karşımıza çıkmaktadır. Mesleğe yönlendirmenin 4. sınıftan sonrasına getirilerek, çocuklarımızın erken yaşlarda meslek okullarına yönlendirilmesi ve sermayeye ucuz işgücü olarak yetiştirilmesi söz konusudur. 4+4+4 uygulaması ile bütün ortaokul ve liselerde “seçmeli” olarak getirilen Kur’an ve Peygamberin Hayatı gibi dini derslerin ve başkaca dini içerikli derslerin uygulanacak olması, sorunların hangi boyutlara ulaşacağını bugünden göstermektedir.

Milli Eğitim Bakanı ve Başbakan’ın yaptığı açıklamalar, 4+4+4 düzenlemesi ile ortaya çıkacak sorunlara bulunacak çözümlerin “piyasa odaklı” olacağını açıkça ortaya koymaktadır. “Öğrenciler çoğalacak, okullar az” diyen Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, sorunu kamu özel ortaklığı ile kurulacak “eğitim kampüsleri” ile çözeceğini; Başbakan Erdoğan ise dershaneleri kapatıp özel okul yapacaklarını dile getirerek 4+4+4 ile sermayenin ihtiyaçlarını giderecek büyük adımların atılacağını açıklamıştır.

Eğitim sisteminin yapısal sorunları çözüm beklerken eğitimin içeriğindeki “dini dozu” arttırma amaçlı “seçmeli dersler”in gündemde tutulurken, eğitimde yaşanan piyasalaşma süreci gizlenmeye çalışılmaktadır. AKP hükümeti, Türkiye gibi farklı dinlerin, mezheplerin, sayısız tarikatların, cemaatlerin olduğu bir ülkede din eğitimini devletin işine dönüştürerek, toplumu kendi anlayışına göre bir “dindarlar toplumuna” dönüştürme hayalini gerçekleştirmek için tehlikeli ve geri dönüşü zor adımlar atmaktadır.

Ücretsiz süt dağıtımı projesi, çocukların sağlıklı yaşam hakkını tehlikeye atmıştır

AKP’nin, eğitim alanını her ne pahasına olursa olsun rant alanı olarak düzenleme çabası, süt dağıtımı sonucunda yaşananlarla daha belirgin hale gelmiştir. ‘Mevsimsel süt arzı fazlalığı’ nedeniyle dağıtılan sütlerin çocukları zehirlemesi, ‘çocukların sağlıklı büyüyebilmesi için’ yalanı ile dağıtılan sütlerin gerçekte hangi amaçlarla dağıtıldığını da ortaya çıkardı. Ne yazık ki son yaşananlar, AKP’nin sermayeyi düşünen politikalarının çocukların sağlıklarını, yaşamlarını tehdit edecek boyutlara dahi ulaştığını göstermiştir. Ancak Başbakan’ın, 4+4+4 eğitim sistemini yasalaştırma, şehir tiyatrolarını özelleştirme konusundaki ısrarı, süt dağıtımında da karşımıza çıkmıştır.

Bilindiği üzere sendikamız Eğitim Sen’in en önemli taleplerinden biri de çocuklarımızın sağlıklı bir yaşam sürebilmeleri için her okulda ücretsiz süt ve sıcak yemek dağıtımı yapılmasıdır. Ancak bunun yapılabilmesinin tek koşulu, dağıtılacak sütlerin ve yemeklerin sağlıklı koşullarda ve kontrollerden geçerek hazırlanmasıdır. AKP tarafından yapılan dağıtım, dağıtılan sütlerin hiçbir denetimden geçmeden hazırlandığını göstermiştir.

Eğitimde angarya çalışma uygulamaları artmıştır

2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı’nda dikkat çeken bir diğer sorun eğitim emekçilerine yönelik angarya çalışma uygulamalarının artmış olmasıdır. Öğretmenler asli görevleri olan ders anlatma dışında Öğrenci Koçluğu, Eğitim Harcamaları Anketi (TEFBİS), İlköğretim Kurumları Standardı Anketi (İKS), mahallelerde okuma-yazma bilmeyenlerin tespiti çalışması gibi ek çalışmalar yapmaya başlamışlardır. Eğitim-öğretim yılı başında gündeme getirilen ADEY, RİDEF, RİTA, “Aile Öğretmenliği Projesi”, Okullar Hayat Olsun Projesi gibi uygulamalarla, öğretmenleri mesai saatleri dışında angarya ve esnek çalıştırmaya dönük adımlar hızlandırılmıştır. Artan iş yükü nedeniyle eğitim emekçilerinin görevini sağlıklı bir şekilde yerine getirmesi giderek zorlaşmıştır.

Öğretmenler, e-okul sistemine kısaca ADEY, RİDEF olarak ifade edilen öğrencileri farklı yönleri ile tanımaya yönelik soruları öğrencilere yöneltmekte ve modüldeki formları tek tek doldurmaktadır. Öğretmenlerin, yanıtları öğrencilerden alması için okul saatleri uygun olmadığından zaman sorunu ortaya çıktığı gibi bu uygulamayı yapabilmek için her öğretmenin bilgisayarı olmak zorundadır.

Öte yandan özel uzmanlık alanı gerektiren bir çalışma, uzman istihdam edilmeyerek öğretmenlerin iş yükü artırılmıştır. Öğretmenlere angarya iş olarak anketörlük görevi verilmekte ve her öğretmen bir sınıf için 3600 soru yanıtlamak zorunda bırakılmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan, UNICEF tarafından desteklenen Aşamalı Devamsızlık Yönetimi (ADEY) okula devamsızlığı erken dönemde tanımak ve müdahale etmek adı altında e-okul girişi ekranından devamsızlık işlemleri bölümünde ortalama 30 soruluk 4 anket girişi, ortalama 30 mevcutlu bir sınıf için 3600 soruya öğretmen tarafından cevap verilmekte ve bu uygulama öğretmenlerin sırtındaki angaryayı daha da arttırmaktadır.

Öğretmenlerin yıllardır çözüm bekleyen sorunlarının çözülmediği, 300 bini aşkın işsiz öğretmenin atamasının hala yapılmadığı, angarya çalışmanın yaygınlaştığı koşullarda nitelikli bir eğitim hizmetinden bahsetmek mümkün değildir.

Yükseköğretim alanında yaşanan ticarileştirme süreci bütün hızıyla sürmektedir. YÖK başkanı değişmiş ancak, YÖK’ün paradigması değişmemiştir. AKP baskısını artırarak yeniden yapılandırmaya çalıştığı üniversitelerde; eşit, parasız, bilimsel, demokratik, anadilinde eğitim isteyen, üniversitelerin ticarethane haline dönmesine, öğrencilerin müşteri olarak görülmesine karşı duran, özgürlük isteyen öğrencilerin sesini susturmak için elinden gelen her şeyi yapmaktadır.

2002’de 23 olan vakıf üniversitesi sayısı 62’ye, 53 olan kamu üniversitesi sayısı 103’e çıkmış durumdadır. Üniversite sayısını böylesi artırmak AKP açısından oldukça mantıklıdır. Üniversite eğitiminin kitleselleşmesi, öncelikle piyasadaki işgücünün “niteliği”ni yükseltecek ve genel ücret düzeyini düşürecek bir hamledir. İkinci olarak üniversite eğitimi almak toplumsal bir mesele haline geldiği için, daha fazla öğrencinin üniversiteye girme şansına sahip olması, işsizlik rakamlarının düşmesi açısından da bir fırsat olarak değerlendirilmiştir.

Türkiye’de pek çok alanda olduğu gibi, eğitim sisteminde de yıllardır birikerek büyüyen ve artık yapısal hale gelmiş, acil çözüm bekleyen sorunlar bulunmaktadır. Bu sorunları ana başlıklar ve rakamlarla ifade etmemiz gerekirse;

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı örgün eğitim istatistiklerine göre:

OKULÖNCESİ EĞİTİMDE; 28 bin 625 okulda 1 milyon 169 bin 556 öğrenci eğitim görürken, 55 bin 883 öğretmen görev yapmıştır.

İLKÖĞRETİMDE; 32 bin 108 okulda (31 bin 176 resmi, 931 özel okul) 10 milyon 979 bin 301 öğrenci eğitim görürken, 515 bin 852 öğretmen görev yapmıştır.

ORTAÖĞRETİMDE; 9 bin 672 okulda (8 bin 786 resmi, 885 özel okul) 4 milyon 756 bin 286 öğrenci eğitim görürken, 235 bin 814 branş öğretmeni görev yapmıştır.

2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı’nda okulöncesi, ilköğretim ve ortaöğretimde toplam 16 milyon 904 bin öğrenci eğitim görürken, toplamda 807 bin 549 öğretmen görev yapmıştır.

- Türkiye milli gelir içinde eğitim harcamalarına ayrılan pay itibariyle 171 ülke içinde 132. sıradadır.

- 2011–2012 Eğitim-Öğretim Yılı’nda Türkiye genelinde 10 bin 413 ilköğretim okulunda “birleştirilmiş sınıf” uygulaması yapılmıştır.

- 2011–2012 Eğitim-Öğretim Yılı’nda ilköğretim okullarının 6 bin 953’ünde, ortaöğretim okullarının 1.484’ünde olmak üzere, toplam 8 bin 437 okulda ikili öğretim yapılmıştır.

- Türkiye’de nüfusun sadece yüzde 28’i lise mezunudur.

- 2011–2012 Eğitim-Öğretim Yılı’nda 15.961 okulun öğrencileri taşımalı eğitim kapsamına alınarak 5.956 taşıma merkezi okullara araçlarla taşınmıştır. MEB verilerine göre 2002 yılında 35 bin ilköğretim okulu varken, bu rakamın 2011’de 32 bine düşmüş olması, ilköğretimde taşımalı eğitim uygulamasının arttığı anlamına gelmektedir.

- Bugün Anadolu liselerinde bile yönetmelik gereği bir sınıfta 30 öğrencinin öğrenim görmesi hükmü olmasına rağmen sınıf mevcutları 40 civarındadır. 4+4+4 düzenlemesi ile özellikle liselerde sınıf mevcutlarının ciddi anlamda artması beklenmektedir.

- Türkiye’de ilköğretimde derslik başına ortalama öğrenci sayısı 31, ortaöğretimde 34, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Mersin, Gaziantep, Urfa, Diyarbakır, Batman, Van ve Ağrı’da derslik başına ortalama öğrenci sayısı Türkiye ortalamasının üstünde, sadece İstanbul’da derslik başına ortalama öğrenci sayısı ilköğretimde 45, ortaöğretimde ise 41 düzeyinde olmuştur.

- Eğitim sisteminin sınav odaklı olmasının kaçınılmaz bir sonucu olarak öğrenciler 10 yaşından itibaren özel dersler almaya başlamaktadır. Özel ders aldırmak ailenin geliriyle yakından alakalı olduğundan bu durum farklı ekonomik seviyedeki ailelerin çocukları arasında eğitim eşitsizliğini daha da artırmıştır.

- Fen Lisesi öğrencilerinin üçte ikisi ve Anadolu Lisesi öğrencilerinin yarısı nüfusun en zengin yüzde 20’lik diliminden gelmektedir. Buna karşın her 30 Fen Lisesi öğrencisinden biri ve her 17 Anadolu Lisesi öğrencisinden 1’i en yoksul yüzde 20’lik dilimden gelmekte, eğitim sistemi üzerinden sınıfsal farklılıklar giderek belirginleşmektedir.

- Türkiye’deki aileler çocuklarının eğitimi için ortalama bir OECD ailesine göre gelirleriyle kıyaslandığında iki kat daha fazla para harcamaktadır. Macaristan ve Türkiye ortaöğretime 4 bin dolar vermekte; ancak Türkiye’deki öğrenciler Macaristan’daki öğrencinin iki okul yılı gerisindedir.

- Türkiye’de toplumun en zengin yüzde 20’lik dilimi ile en fakir yüzde 20’si arasında eğitim harcamaları bakımından 14 kat fark bulunmaktadır. Aileler gelirlerinin yüzde 1 ile yüzde 1.5’ini eğitim harcamalarına ayırmak zorunda kalmaktadır.

- Türkiye yüzde 15,4’ü bulan genç işsizliği oranıyla, 34 OECD ülkesi arasında 22’nci sıradadır.

- MEB verilerine göre 2003–2012 yılları arasında Türkiye'de kamuya ait ilköğretim okullarının sayısı 35 bin 501’den 32 bin 108’e düşmüştür. Ancak bu oran özel okullara yansımamıştır. Aynı dönemde açılan özel ilköğretim okulu sayısı 613’ten 931’e çıkmıştır.

- Öğretmen açıkları giderilmemiş, sayıları 400 bini bulan işsiz öğretmenlerin atamaları yapılmadığı gibi mevcut öğretmen açıkları, sayılarının yüz bini aştığını tahmin ettiğimiz ücretli ve vekil öğretmenler aracılığıyla kapatılmaya çalışılmaktadır.

- AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin %17,18’i yatırımlara ayrılırken, 10 yıllık iktidar sürecinde bu pay sürekli azalmış ve 2012 yılında 2002’deki rakamın üçte birine kadar düşmüştür. 2012 yılında MEB bütçesinden yatırımlara ayrılan payın %6,64 olacağı tahmin edilmektedir. 2011–2012 Eğitim-Öğretim Yılı başında hayata geçirilecek olan eğitimde 4+4+4 sisteminin gibi ilk adımda en az 20 milyar TL’ye ihtiyacı olduğu düşünüldüğünde, eğitim yatırımlarına ayrıldığı iddia edilen payın sadece sembolik kalması kaçınılmaz görülmektedir.

- Tamamen sınav odaklı olan ve adım adım hızla piyasa ilişkileri içine çekilen eğitim sistemi ile birlikte sınavlara hazırlık süreci de daha fazla önem kazanmıştır. Bu durumun en somut sonuçlarını özel dershane sayılarının artışında gözlemlemek mümkündür. Özel dershanelere giden öğrenci sayısı son 10 yılda sürekli artış göstermiş ve 2012 itibariyle 1 milyon 219 bin 472’ye yükselmiştir. 2002 yılında özel dershane sayısı 2 bin 122 iken 2012 yılında bu rakam 3 bin 961’e ulaşmıştır. Aynı dönemde öğretmen sayısı 19 bin 881’den 50 bin 163’e yükselmiştir.

- Öğrencilerimizi kelimenin tam anlamıyla test makinesi haline getiren SBS, YGS, LYS, KPSS gibi sınavlar, eğitim sistemimizin omurgası haline gelmiştir. İlköğretimden ortaöğretime geçiş sınavları üç kez değişikliğe uğramıştır. 6., 7. ve 8. sınıflara uygulanmaya başlanan SBS, daha sonra kademeli olarak sadece 8. sınıflara uygulanır hale getirilmiş, üniversiteye giriş sınavları da neredeyse her yıl değiştirilmiştir.

- Türkiye’deki üniversite öğrencileri hakkında 2000 yılından bu yana toplam 48 bin 268 disiplin soruşturması açılmıştır. Disiplin soruşturması açılan öğrencilerden 34 bin 818’ine çeşitli disiplin cezaları verilirken, 598’i süresiz olmak üzere 12 bin 939 öğrenci okuldan uzaklaştırılmıştır.

- Bireylerin kendi anadillerinde eğitim görme hakkı önündeki engeller sürmekte, anadilinde eğitim talep eden kesimler önce polis şiddetiyle karşı karşıya kalmakta, sonrasında yargı kıskacına alınmakta, tutuklanmakta ve okuldan atılmaktadır.

- Eğitim ve bilim emekçilerinin ekonomik, demokratik, sosyal ve özlük haklarında kayda değer bir iyileştirme yapılmamıştır. Yıllardır uygulanan TKY uygulamalarına paralel olarak geliştirilen İlköğretim Kurumları Standartları (İKS) uygulaması, ADEY, RİDEF, RİTA gibi uygulamalar ile eğitim emekçileri angarya işlerde çalıştırılmaya ve görevleri olmayan işleri yapmaya zorlanmaktadır.

- Sendikal örgütlenme önündeki yasal ve fiili engeller kaldırılmamış; ILO sözleşmelerine aykırı bir şekilde grevli-toplu sözleşmeli sendika hakkı yönünde herhangi bir adım atılmamıştır.

- Eğitime destek personeli açıkları (hizmetli-memur) ve mevcut hizmetli, memur, teknik personel, ÖSYM ve Yurt Kur personelinin sorunları için bugüne kadar herhangi bir somut adım atılmamıştır.

- Eğitimde eşitsizlik ve adaletsizliğin en önemli göstergelerinden birisi olarak bölgeler ve iller arası gelir dağılımındaki eşitsizlik artarak devam etmiştir. Ekonomik imkanların kısıtlılığı, çocuk ve gençlerimizin okula devamını engelleyen en önemli faktör olmayı sürdürmektedir.

Eğitim sisteminde yaşanan ve burada ancak bir bölümüne değindiğimiz sorunlar, yıllardır ısrarla sürdürülen serbest piyasacı, diğer kamu hizmetleri gibi eğitimi ticarileştirmeyi ve özelleştirmeyi hedefleyen bilinçli politikaların bir birikimi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Okulöncesi eğitimden başlayarak eğitim yatırımlarına, ders kitaplarının hazırlanmasından eğitim yöneticilerinin belirlenmesine; sınıf mevcutlarından eğitimin bilimsel, demokratik, laik yönünün geliştirilmesine; derslik, okul, öğretmen açıklarından eğitimin genel bütçe içindeki payına kadar, eğitimin hemen her konuda sorunlar acil çözüm beklemektedir. Hükümet ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitimin giderek ağırlaşan sorunlarını çözmek için acilen somut adımlar atması zorunludur.

KızılYıldız.org
YAZIYI PAYLAŞ: Facebook Twitthis Furl

Facebook'tan Yorum Yap

.
2017 Kaynak Gosterilerek Her Yazi Istendigi Gibi Kullanilir. KIZILYILDIZ.org Devrimin KIZIL YILDIZI Dizayn: K.C.Y