Nuray Çevirmen: 12 Eylül Belleği!


Bugün 12 Eylül. Bir ülkenin en kara günü, o ülkenin halklarına yapılan darbelerin ilk günüdür. Ne yazık ki bizim ülkenin en kara günü olarak tarihteki yerini aldı. Ülkenin gerçek tarihini bellek hırsızları çalar. Cinayetleri korku tacirliği ile gerekli kılar iktidar sahipleri. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin kırık dökük omurgasının en korkunç halkası 1980 darbesidir. Bir sabah sokaklardaki suni yaratılan savaşın ortasından büyük bir canavar çıktı. Apoletli CIA icazetli suni çelikten bir canavar. Sürek avına çıkmış askerlerin vahşi ganimetleri vardı. Hapishane işkenceleri, katliamlar, gözaltında kayıplar, idamlar, yakılan kitaplar, sürgünler, yok edilen özgürlükler, mesleklerinden ihraç edilenler.

Dünyanın güneyinde ve kapitalizmin dünya ülke sıralamasında altta kategorilendirilmiş ülkelerinde, ABD destekli askeri darbeler arka arkaya yapıldı. Yaklaşık elli yıllık zoraki bir dönüşüm yönetimiydi. Darbe geleneksel yapıları, ülkelerin farlılıklarına rağmen korkutucu bir benzerlik sergiler. ABD kamplarında askeri eğitim almış darbecilerin izlediği yollar eğitimlerindeki benzerlikler nedeniyle bir farlılık göstermiyor. Türkiye’deki bir darbe yapısı ile Şili’deki darbe sonuçları ve devamı arasında bir fark yok.


Darbecilerin benzerlikleri de aynı orandadır. Kenan Evren bir röportajında idamların imzalanmasında ellerinin hiç titremediğini, bugün bile olsa aynı kararları alacağını söyler. Darbeci General askeri bir anayasa yaptı, korku tacirliği ile halkı evet oyu kullanmaya zorlayarak bir lekeli başarı elde etti, cinayetler işledi, insan haklarını ortadan kaldırdı, yalan söyledi, hırsızlık yaptı ve kendisini temsil eden bir yürütme nesli geride bırakarak emekliliğini ilan etti. Marmaris sakini olarak düş yoksunu kopyacılık örnekleri resimleri yapmaya devam ediyor. Kendi açtığı travmalardan iyileşemeyen bir nesli geride bıraktı. Kendi döneminden ülkesinden siyasi suçlu olarak göç ettirilen ve yasaklanan insanların bir kısmı hala ülkesine dönemiyor. Yaşamları ölümle sonlandırdı, vatansız bıraktı. Sakat bıraktığı ülkenin birçok okulunda sokağında caddesinde ismi ile yaşadıkça yaşıyor.


Şili’de 1973’te Agusto Pinochet seçilmiş bir hükümeti, tank ve hava saldırılarıyla devirdi. Hükümet başkanını katletti, bir stadyum dolusu insanı bir seferde, geri kalan cinayetleri peyder pey işleyerek bir katliam ordusu yarattı. Anayasayı ihlal etti, insan haklarını gasp etti. Başka ülkelerde yaşayan bir siyasi mülteci kalabalığı yarattı. Ömrü boyunca kendisini senatör ilan etti. Hiçbir cinayetten vicdanının sızlamadığını belirtti. Santiago’nun en büyük meydanlarından biri hala ismini taşıyor.

Arjantin kasabı diktatör Jorge Rafael Videla 1976 yılında kanlı bir darbe ile yönetimi ele geçirdi. Otuz bin insanı kaybettiler. Bir gece alınan muhalifler ertesi günü kendilerini kargo uçaklarında okyanusa atılmış buluyorlardı. Denizin dibinde binlerce ölü var. Arjantin’de bugün bile darbe döneminde kaybedilenlerin cesetleri topraklardan çıkarılıyor. Tutuklu ve ölü anne babalardan kalan bebekleri savaş ganimeti olarak paylaşan bir askeri personel. Aynı yöntemlerle yapılan katliamlar, insan haklarının askıya alınması, maaşlı ABD askerleri ile yaşamak zorunda kalan bir halk ve katliamlarından utanç duymayan bir darbeci ile berbat bir tarihin sahibi ülkelerden biridir Arjantin.


1967 yılında Albaylar Cuntası adıyla bir darbe ile üç asker ülke yönetimini darbe ile ele geçirdiler. Yorgo Papadopulos, Nikolaos Makarezos ve Stilyanos Pattakosadlı bu cuntacılar yedi yıllık darbe boyunca on binlerce ölüme, işkenceye, sürgüne neden oldular. En uzun süre hayatta kalan Stilyanos Pattakos kendisine sorulan soru üzerine yaptıklarından pişman olmadığını gerekirse tekrar yapacağını söylemiştir.


Darbelerin en korkunç bilançosuna sahip ülke kuşkusuz Guetamaladır. 1954 yılında toprakları kamulaştıran Jacobo Arbenz Guzman’ı devirmek için CIA destekli bir darbe yapıldı. Carlos Castillo Armas’ın başında olduğu darbe ile bir ülke kan gölünde adeta boğuldu. Kırk yıllık bir kabusun başlangıcı oldu bu tarih. Yüz elli bin Guatemalalı ölü, bir milyon sürgün, elli bin kayıp, binlerce dul ve yetim ile adeta bir soykırım yaşandı.


Pentagonun eğittiği çocuklar yarım yüzyıl boyunca insanlık suçları işlediler. Bu suçların hemen hemen hiç biri ceza almamıştır. Diktatörler paralı ve mekanik askerler olarak görevlerini yerine getirirken kendi ülke insanlarından düşmanlar yarattılar. İnsanlık silah karşısında on yıllar boyunca sağır kaldı.


Halkların en temel görevlerindendir acı dolu tarihlerine sahip çıkmak. Çünkü bellek bir halkın kimliğidir. Yok sayılmaya karşı direncidir. Bu anımsamalar ve hatırlamalar hayaletlerle yaşamak demek değildir. Yaşanan acılardan zevk alınması anlamına da gelmiyor. Bu anımsamalar ve anımsatmalar geleceğin inşasında daha sağlam yol almak için gereklidir. Bu tarihler katilleri işaret eder. Katillerin ve sömürgeci düşüncelerin alnına hiç geçmeyen bir iz bırakır. Acılar gün geçtikçe söz olur, sonra yazı olur, sonra tüm merkeziyetçi ve devletçi katı geleneğe baş kaldırır ve tarih olur. Her ne kadar darbeci düzenin imalatı olan sistem sağır ve kör rolünü oynasa da bu böyle olacaktır.


Bugünün magazinsel ve sermaye destekli televizyonlarında bir moda ve geleceğe nostaljik bir özlemle süslenmiş dizileri ile hatırlanan 1980’lerin, hiç de toz pembe olmayan karanlığını anımsayarak, katilleri tanıyarak, geçmişi geleceğe taşıyarak, bu karanlık geçmişten aydınlık bir gelecek yaratmaya çalışarak anımsamak lazım. Belleğe sahip çıkmak lazım, her ne kadar çalınmak istense de.



KızılYıldız.org
YAZIYI PAYLAŞ: Facebook Twitthis Furl

Facebook'tan Yorum Yap

.
2017 Kaynak Gosterilerek Her Yazi Istendigi Gibi Kullanilir. KIZILYILDIZ.org Devrimin KIZIL YILDIZI Dizayn: K.C.Y