Roboskî Annesi ve Çocuklarıyla Röportaj: "Barışın Yolu Roboskî'den Geçer"

28 Aralık 2011 günü saat 21:37'den itibaren hayatın durduğu yer Roboski'den aileler Cumartesi Anneleri'nin konuğuydu. Roboski'den gelen Emine Ürek, Bahar Encü, Faruk Encü Cumartesi Anneleri meydanında acılarını dile getirdiler. Tecrite Karşı Mücadele Platformu'nun basın açıklamasına katılan Roboski'liler burada da açıklamalarda bulundular. Daha sonra İHD'nin düzenlediği "F" Tipi oturmalarına katıldılar ve burada da yaşadıklarını anlatıp Mecliste hazırlanan "Uludere Raporu"na yönelik tepkilerini dile getirdiler.

Roboski'den duran hayatın izlerini taşıyan Emine Ürek, Bahar Encü ve Faruk Encü'yle yaşadıklarını ve isteklerini konuştuk.


13 çocuk köyün içinde öldü

KızılYıldız: O günü 28 Aralık 2011'i kısaca tekrar anlatabilir misiniz?
Emine Ürek: O gün oğlum Yüksel hastaydı. Rahatsızdı. Ona "oğlum gitme bak çok hastasın" dedim ama beni dinlemedi. Nasıl dinlesin ki "Anne ekmek parası gitmem lazım" dedi ve gitti. Kocam uzun zanadır çalışamayacak kadar hasta ve çalışamıyor. Evin geçimini sağlayan 18 yaşındaki oğlum Yüksel, evimin direği, neşesi, ilk çocuğum. Naif ve kırılgan bir yapısı var kolayca hasta oluyor o yüzden o gün rahatsız olduğu için ona hava çok soğuk gitme dedim ama dinlemedi daha doğrusu dinleyemedi. Evin geçimini sağlayan tek kişi. Yüksel o gün saat 16:00'da evden çıktı. Evde ufak çocuklarla yalnızdım akşam saat 9:29'da telefon ettim Yüksel telefonunu açmayınca yeğeni Adem'i (Adem And) aradım o telefonu açtı. "Ne yapıyorsunuz, Yüksel telefonunu niye açmıyor" dedim. Adem: "Sınırdayız bekliyoruz. Yüksel'in telefon şarjı bitti o yüzden açamıyor" dedi. Anlattıkları sınırda askerler bunları engellemiş havaya aydınlatma fişekleri atmışlar, ateş açıp bunları durdurmuşlar bunlar da oldukları yerde bekliyorlarmış. Adem: "Ya geri döneceğiz ya da sınırı geçip geleceğiz ne yapacağımızı bilmiyoruz" dedi. Ben o zaman "Orada durmayın hava çok soğuk, donarsınız ikisinden birini hemen yapın" dedim. Yanımda akrabalarımızdan Mehmet Ürek vardı böyle söyleyince kızdı ve "Bu soğuk havada geri dönmesinler yürüyüp sınırı geçsinler asker nasıl olsa tanıyor hepsini ellerini kaldırıp teslim olsunlar. Yükü de katırları da bıraksınlar" dedi. Adem'in söylediğine göre askerler bunların sınıra gelmelerini engelliyormuş o yüzden orada bekliyorlarmış. Benim gibi o sırada bir çok insan oradakilerle telefonda görüşüyordu ve benim konuşmam bir anda kesildi. Sırf benim konuşmam değil herkesin telefon konuşması bir anda kesilmiş. Bir an ne olduğunu anlayamadım. Sonra ne oluyor diye komşularıma akrabalarıma gittim onlar da bir telaş var ama bana bir şey söylemiyorlar. Uzun bir süre kimse bana bir şey söylememeye özen gösterdi. Evde çocuklarla birlikte tek başımaydım ve çocukların başında durmam gerekiyordu daha çok ufaklar ama içim içimi yiyordu kötü bir şeyler vardı ve bunu öğrenmek istiyordum. Gülyazı köyü ile Roboskî arası 500 metre filandır çok telaşlıydım sağdan soldan battaniye getirin filan lafları duyuyordum evden fırladım o yolu ayağıma ayakkabılarımı bile giymemişim yürüdüm ve durumu ancak saat 1:30 civarında öğrenebildim. Söylenen hep "herkesi imha etmişler" laflarıydı. Nasıl, kim imha edilmiş daha bilmiyordum. Sırf ben değil o durumda herkes telaş içindeydi. Sınır bölgesine gidip katliamın yapıldığı yere varanlar yanlarına el feneri gibi şeyleri bile almayı akıl edememişler ve oradakileri telefonlarının ışığıyla aramışlar. İnsanlar paramparçaymış her tarafta insan parçaları varmış. Kimdir nedir bilmiyorlarmış, tanıyamıyorlarmış ve bunları o karanlıkta telefon ışığı altında yapmışlar.  

Adem'i bulanlar ilk önce onun canlı olduğunu sanmışlar. Sırtını sınır taşına dayamış öyle oturuyormuş. Canlı gibi. Yanına gidip telefon ışığıyla her tarafını kontrol edince öldüğünü anlamışlar. Bir kolu kopmuş ve gözleri öyle açık oturuyormuş. Yüksel'im ise Adem'den yaklaşık 50 metre civarında aşağıda bulundu. Koşmuş, karların üstünde koşmuş zaten karlardaki izlerini takip etmişler de öyle bulmuşlar. Tepelik yerden aşağıya doğru koşmuş. Vücudunda görünen öyle yara bere yoktu. Sırtlayıp köye getirdiler. Getirdiklerinde Yüksel yaşıyordu. Burnundan, kulaklarından, ağzından, gözlerinden kan geliyordu. Ağzından yeşil bir köpük de geliyordu. Kimyasal dediler çevredekiler ama Yüksel o durumda yaşıyordu. Köye 13 tane yaşayan insanı sırtlarında  taşıdılar. Hepsi az çok yaralıydı. Herkes ama herkes o sırada askerlere telefon edip ambulans istedi, ulaşabildikleri kim varsa ambulans diyorlardı. Gelmedi ambulanslar. Meğer ambulanslar gelmişler ama onları askerler bırakmamışlar. Uludere kavşağında ambulansları bekletmişler, 13 yaralı insan da köyde beklemiş. Eğer o ambulanslar, yaklaşık 5 saat bekletilen ambulanslar gelseydi, zamanında gelseydi 13 insandan, çocuktan birileri mutlaka kurtulurdu. 13 çocuktan hiçbiri kurtulamadı ambulanslar Uludere kavşağında bekletildi ve 13 çocuk köyün içinde öldü. Yaralı 13 çocuk gözlerimizin önünde can verdi bir şey yapamadık.

Sorumluların ifadeleri alınmışsa da ortada yok ne dedikleri, ne söyledikleri sır gibi saklanıyor.

KızılYıldız: Bu güne kadar bir dizi gelişme oldu ifadeler alındı. Sizilerin her birinizin ifadeleri alındı ya oradaki yetkililerin ifadeleri.
Bahar Encü: Şu ana kadar bizim bildiğimiz tek bir askerin dahi ifadesi alınmadı. Alınmak için girişimde de bulunulmadı. Mesela çocuklara ateş emrini veren Jandarma Albay Hüseyin Onur Güney'in bu konuyla ilgili ifadesi alınmadı. Karakol yetkilisi Vehbi Başçavuş onun da ifadesi alınmadı. Onlara sorulmalı. Kimden emir aldınız da bu çocukların kim olduğunu bile bile onları aynı yerde tutmak için ateş açtınız. Askerlerin hepsi oradakilerin köyümüzün insanları olduğunu biliyorlardı. Dahası hemen hepsinin çocuk olduğunu da biliyorlardı. PKK ile hiçbir ilişkisinin olmadığını biliyorlardı. O çocukları niye sınır bölgesinde belirli bir alanda tutacak gibi davranıldığı sorulmalı. Bunun emrini kimin verdiği sorulmalı. Bizlerden herkesin ama herkesin ifadesi alındı. Tek tek sorular soruldu. Biz de ne biliyorsak ne gördüysek hepsini anlattık. Ama bu katliamı yapanlardan hiç kimseye soru dahi sorulmadı. Bu kadar zaman geçti tek bir yetkili sorgulanmadı, ifadesi alınmadı. İfadeleri alınmışsa da ortada yok ne dedikleri, ne söyledikleri sır gibi saklanıyor. Oradaki askerlere sorulmalı bu emri size kim verdi diye. O çocukları tanıyor olmanıza rağmen onları orada saatlerce tutmanızın nedeni neydi diye sormak lazım.
 

KızılYıldız: Daha önce o bölgede çatışma veya olaylar olmuş muydu?

Emine Ürek: Bizim köyümüz ve civarında ve çocukların katledildiği yerde bugüne kadar tek bir olay ve çatışma yaşanmamıştır. Yani bizim orası sakin ve çatışmasız bir yerdir bunu da herkes bilir. Bölgenin yüksek olan tepelerinin hepsinde karakol vardır. Orada herkes birbirini tanır, askerler de tanırlar. Kim nedir ne yapar bunları askerler çok iyi bilirler ve oranın çatışmalar yaşanmayan bir yer olduğunu da bilirler. 

 
Kaçakçılık değildir bizim orada yapılan geçinecek başka hiçbir şeyimiz yok

 
KızılYıldız: 34 İnsan öldürülmeyip kaçakçılıktan yakalansaydı ne olurdu.

Emine Ürek: Batı'da insanlar bizim durumumuzu anlamakta zorluk çekiyorlar. Bizim orada toprak yoktur yani tarım yapmaya uygun toprak yok. Hayvancılık yapmaya kalksan ona da müsade edilmiyor yani hayvanları bakmak için dere tepe gezmek gerekiyor bu engelleniyor yıllardır buna izin yok. Çalışılacak bir işyeri, fabrika yok. Geçinmek için yapılacak bir şey yok. O yüzden bu işi yapmak zorundayız.
 

Faruk Encü: Bize göre bu kaçakçılık değil başka bir şey. Bir düşünün sınır diye çizilen bir hat var hayali bir hat ortada öyle sınır filan da yok. Sınırın diğer tarafı denilen yerde benim akrabalarım dolu. Babamın mezarı bile sınırın diğer tarafı denilen yerde. Ne yapayım babamın mezarına bile gitmeyeyim mi. Hısımlarımı akrabalarımı görmeyeyim mi. Orada sınır denilen şey hayali bir şey olarak kaldı her zaman. Askerler mayın döşüyorlar. Basında yalan söylüyor. Gazeteler yazdı bizlerin elinde mayın tarlalarının krokileri varmış bize o yüzden bir şey olmuyormuş. Yalan. Gelsinler baksınlar bizim orada yaşayan bir çok insanın kolu bacağı kopuktur. Mayınlar yüzünden sakat kalan çoktur. Askerde mayına basıyor ama askerlerin bastığı mayınların hemen hepsi kendi karakolları civarına döşedikleri mayınlar. Yeni askerler geldiğinde olur genelde ve karakol civarında olur.

Kaçakçılık değildir bizim orada yapılan geçinecek başka hiçbir şeyimiz yok. Ticaret yapıyoruz. Yaptığımız ticarette ya mazot, ya sigara gibi şeyler. Mesela katliamın olduğu gün taşıdıkları şey iki bidon mazottu. İki bidon mazottan kazanılacak para 50TL'yi geçmez ama başka geçim yolu yok ve o soğuklarda iki tane 60 litrelik mazot bidonunu taşımak ailenin geçinmesi için mecburiyettir.
 

Ben de yaptım sınırdan geçmeyi ve ticareti. Mecburiyetten yaptım, başka çarem yok çünkü. Yakalanınca ne oluyor, elinde ne varsa alıyorlar. Mazot, sigara artık ne varsa el konuyor. Hangi karakol bunlara el koyarsa o karakolda bu mallar dağıtılıyor bunları kullanıyorlar. Sigaraysa o karakolun hepsi o sigaraları içiyor buna bizzat şahit oldum ve bu durumu herkes bilir. Bizler vergi vermiyormuşuz öyle diyorlar. Bu bizim vergimizdir ve sık sık başımıza gelir bep öderiz hep öderiz başka da çaremiz yoktur. Herkes bilir bizler kaçağa gideceğiz mecburuz ve onlar da canları isteyince bizleri yakalayıp ellerimizdeki mallara el koyacaklar. Ben daha önce yakalandığımda bir keresinde 13 bin TL bir keresinde 2 Bin tl cezaya çarptırıldım. Öyle sandığınız gibi mahkeme cezası filan değil karakol komutanı veya yetkili kimse orada o söyler cezan şu kadar diye biz de ödemek mecburiyetindeyizdir. Verdiğimiz cezaların parası kime gider o da meçhuldür.

Bahar Encü: Orada ölen çocukların hepsi mecburiyetten kaçağa giderler. Hepsine bakın, içlerinden bir tanesinin bile maddi durumu iyi değildir. Hepsi yoksuldur ve ailelerine bakmak zorunda olan çocuklardır. Çalışmak zorundalar yoksa aileleri aç kalır, sefil kalır. Yaptıkları her şey aileleri aç kalmasın diye. Benim ailem de öyle yoksuldur. Anne ve babamız yok. Ailede en büyüğü benim (Bahar Encü 20'li yaşların başında) bir ara geçinmemiz o kadar zor duruma gelmişti ki yardım kurumlarına gitmek zorunda kaldım, devlete sığındım, yardım istedim. Söylenen şuydu. Ailede 18 yaşından büyük iki kişi var çalışabilir durumdalar o yüzden çalışsınlar yardım yapamayız. Çalışsınlar da çalışacak tek bir iş yok. Yapacak tek bir şey var kaçağa çıkmak ve artık 50 lira mı olur 60 lira mı olur bir seferden gelen parayla geçinmeye çalışmak. Öldürülen Adem And 18 yaşındaydı 12 nüfuslu aileye bakmak zorundaydı. Yemelerine, geçinmelerine bakmak mecburiyetindeydi. Nişanlıydı. Hem ailesine bakmak zorundaydı hem de kendisine yuva kurmak için çalışmak zorundaydı. Yapacağı tek iş vardı o da onu yaptı.
 

Emine Ürek: Yüksel'imi anlatayım. İlk çocuğum. Doğduğunda sağlıksızdı ölür diye çok korkuyordum. Hastaydı hep. İmama götürdüm o da dedi ki bu çocuğa iyi bakman lazım ve bunu yıkamaman gerek dedi. Ben de Yükselim ölmesin diye 1.5 yıl boyunca yıkamadım, temizledim. Büyürken onu zeytinyağıyla sildim sağlıklı olsun ölmesin diye gözlerime bakar gibi baktım. Büyüdü evimin ekmek teknesi oldu. Her zaman kolay hastalanır ve narindi. Evin neşesiydi o gitti evimin neşesi de gitti. Evime ekmek getirecek kim kaldı, ufak çocuklarım var nasıl yaşayacağız ne yapacağız. Kocamın sağlığı çalışmaya uygun değil ki çalışabilsin

Bahar Encü: 28 Aralık 2011'den önce köyümüz iyi bir köydü gülüşler hep olurdu. Bol bol da nişan, düğün olurdu. o günden sonra köyümüzün üstüne karanlık çöktü. Dışarıdan kim gelse hiçbir şey bilmese bile köyümüzün yas içinde olduğunu anlar. Biz de yas için siyah ve mavi renkler giyilir geçenlerde bir arkadaşımız evlendi köyde gelinliği siyahtı.

KızılYıldız: Hükümet katliamdan sonra para verileceğini açıklamıştı. Hatta bazı gazetelerde bazı Roboskililerin verilen parayı aldığı da yazılmıştı.
 

Emine Ürek: Hükümet bize taziyeye gelmesin diye açıklama yapmıştık. Bunu boşuna yapmadık. Bize çocuklarınızı öldürdük alın şu parayı da susun, unutun dediler. Dünyanın parasını verseler istemiyoruz. Açlıktan ölsekte, bizleri tek tek öldürseler de hiç kimse parayı almayacak. Biz çocularımızı parayla değiştirmeyiz. Bizim çocuklarımızı parayla satacağımızı nasıl düşünebilirler, hiç vicdanları kalmadı mı. Hiç çocuk sevgileri de mi yok ki çocuklarını parayla değiştirebilecek insanlar olduğunu akıllarına getirebiliyorlar. Roboskililer yoksuldur, yoksul olmaktan da utanmazlar. Bugüne kadar da hükümetin alın şu parayı dediği paradan bir kuruş kimse almamıştır. Bizler para pul şunu bunu istemiyoruz adalet istiyoruz çocuklarımızı öldürenler ölüm emrini verenler yargılansın istiyoruz. 

Ben devletim. Farz edin ki ben bile isteye yaptım ne olacak ne yapacaksınız
 
KızılYıldız: Roboski'de mezarlıkta her Perşembe anma yapıyorsunuz, basın açıklaması yapıyorsunuz katliamı sürekli gündemde tutuyorsunuz, bundan rahatsızlık duyanlar var mı?

Emine Ürek
: Elbette rahatsızlık duyuyorlar. İlk önce mezarlığımızdan rahatsızlar. Bize oradaki yetkili askerler şunu açıkça söyledi "Niye bunları yanyana gömdünüz de ayrı ayrı olarak gömmediniz" dedi. Onlara göre böyle toplu mezar olmamalıymış. Çocukların hepsini öldürdüler hesap da vermiyorlar. Şimdi onların yanyana yatmasından rahatsızlar. Bize niye süreki mezarlığa gidiyorsuuz diye baskı uyguluyorlar. Mezarlığa çok gidiyormuşuz. Onlar ne derse desin biz yine gideceğiz canlarımız orada yatıyor. Karakola çağrılan insanlara karakol komutanı "Ben devletim. Farz edin ki ben bile isteye yaptım ne olacak ne yapacaksınız" diyebilmiştir. Diyorlar ki ölen 34 canı unutun sessizce bir kenarda durun, ölen öldü arkasını kurcalamayın diyorlar. Kendilerini çocukları öldürüp temize çıkarmaya çalışıyorlar. 34 canın hesabını sormaya elbette devam edeceğiz. Mezarlığımıza gideceğiz, her perşembe mezarlıktan dünyaya sesleneceğiz. Gidebildiğimiz her yere gidip olanları anlatacağız.

Faruk Encü: Biz ta Dersim katliamında sesimizi çıkarsaydık bu katliamlar olmazdı. Biz eğer şimdi sesimizi çıkarmazsak başka katliamlar olacak demektir. Bizim sesimizi çıkarmamız ve sorumluların yargılanmasını istememiz bundan sonra katliam yapacakları bir kez daha düşünmeye sevk edecektir. Yeni katlaimların olmasının önüne ancak böyle geçebiliriz.


Meclisin hazırladığı "Uludere Raporu" derhal geri çekilmeli ve yeniden ele alınmalı
 
KızılYıldız: Meclisin hazırladığı "Uludere Raporu" hakkında neler düşünüyorsunuz?

Faruk Encü: Raporun hazırlanmasını ve gündeme getirilmesini merakla ve büyük bir beklentiyle izledik ancak ortaya çıkarılan rapor tam bir vicdansızlık örneği oldu. Raporda hatadan bahsedilmekten öte bir şey yok. Raporu hazırlayanlar 34 insanın katledilmesini saki yolda karşı karşıya gelip çarpışan iki otomobilin kazayla çarpışması varmış gibi ele almışlar. Ne katliam ne de bu katliamdan sorumlu olanlar hakkında tek bir şey yok. Katliamın üzerinin örtülmesi için hazırlanmış bir rapor olmaktan başka bir şey çıkmadı ortaya. O yüzden bu raporu Roboskili hiç kimse kabul etmiyor. Vicdanı olan hiç kimse de bu raporu kabul edemez.
 

Bahar Encü: Rapor derhal geri çekilmeli ve yeniden ele alınmalı. Roboskililer orada yaşananların meclis tarafından raporlaştırılmasına karşı değil sadece bu raporun suçluların gizlenmesine ve suçluların aklanmasına yönelik olmasına karşılar. Hazırlanacak raporda AKP'lilerin olması baştan sorunlu. Çünkü katliamdan sorumlu olan hükümet. Suçluların hazırladığı bir rapor olamaz. İsteğimiz tarafsız kişi ve kurumların rapor hazırlamasına yöneliktir. İçinde sivil toplum kuruluşları, insan hakları kuruluşları, uluslararası kuruluşlar olabilir. Tarafsız insanlar ve kurumların hazırladığı bir raporun mecliste ele alınması zaten bizlerin talebi. Ama meclisin şu an "Uludere Raporu" diye ortaya çıkardığı şey sadece suçluların kendilerini aklama çabasından başka bir şey değil.

Emine Ürek: Rapor hazırlansın ve yaşananlar bu katliamda parmağı olanlar ortaya çıkarılsın. Katliamın olduğu gün ben gözlerimle orada gezen Heronları gördüm saatlerce orada gezindi kayıt yaptı. Heronların yaptığı kayıtlar 9 buçuk saatlik bu kayıtlar hala bir sır gibi saklanmakta. Başta bunun ortaya çıkarılması lazım. Mecliste hazırlanacak rapor bu konuda tam bir inceleme yapılarak hazırlanmalı. Roboskililer soruyor; emri kim verdi? Emri uygulayanlar kimdi? Orada yaşananlarla ilgili başta Heron görüntüleri olmak üzere belgelenmiş evraklar nerede. Sorumluların bu konuda yaptıkları nedir? Bir çok soru var. Bunlarla ilgili tek bir şey yapmadan hazrılanacak bir rapor sadece gerçeğin karartılması olacaktır.

KızılYıldız: Roboskililer ilk önce gerçeğin ortaya çıkarılmasını mı talep ediyorlar.
 

Emine Ürek: Elbette ilk istediğimiz şey gerçek nedir, olanlar nedir, burada sorumluluğu olanlar kimdir onların ortaya çıkarılması lazım. Şu ana kadar Roboski katliamı ile ilgili tam bir gizlilik sürdürülmekte. Devletin elinde olan delillerin hepsi gizlenmekte hiçbiri ortaya çıkarılmamakta. Bu katliamın emrini kimlerin verdiği devletin arşivinde var. Heronların 9 buçuk saatlik görüntüsü var. Emri uygulayanların ne emir aldıkları ve emri nasıl uyguladıkları var. Ama bunların hepsi başta biz mağdurlar olmak üzere kamuoyundan gizlenmekte. Her şey gizli saklı yapılmakta. Sonuçta meclisin ortaya çıkardığı raporda bu konuda gizlenen gerçeklerin onaylanması ve gizliliğin sürdürülmesine hizmet etmekte. İlk günlerde f16'ların harekatının sınır ötesine yapıldığı söyleniyordu. Sınır ötesi harekat için emir verme yetkisi siyasi ve askeri olarak belli kurum ve kişilere aittir. Bunlar ortada durmaktadır. Kendilerini kurtarmak için işledikleri suçtan kaçmak için her şeyin üstünü örtmeye çalışıyorlar. Mecliste hazırlanan raporda çoğunluğu oluşturan parti suçla işbirliği yapmakta. Suçlu olanlar o partiden de. Suçluların hazırladığı rapor gerçeğin karartılması oldu. Sorumlular hakkında tek bir şey yok.

KızılYıldız: Roboskililerin yaşananları sürekli gündemde tutmaya çalışmasından rahatsızlık duyanlar var.

Faruk Encü: ilk günden beri rahatsızlık duyuyorlar. En son bakan Egemen Bağış "Roboski'de yaşanan süreç geride kalsın" dedi. Robsokililer Bakan Egemen Bağışı kınıyorlar. Ortada bir katliam duruyor. 34 insan savaş uçaklarıyla katledildi. Bizlere bunu unutun artık her şeyi bırakın diyorlar. Başbakan "Yatıyorlarlar kalkıyorlar Roboski diyorlar" demişti. Ya ne diyecektik. Canlarımız, kardeşlerimiz katledildi. Bu katliamı yapanlardan ise hiç kimse ama hiç kimse ortaya çıkmıyor. Ortaya çıkarılmıyor. Suçlular saklanıyor, suçu işleyenler gizleniyor.

Emine Ürek: Bizlerin 34 insanımızı unutmamızı ve yaşanaların ardından her şeyi silip bu konuda tek bir şey söylememizi istiyorlar. Nasıl yaparız. Çocuklarımızı öldürdüler hem de paramparça yaparak öldürdüler. Bilerek yaptılar. Çocuklarımızı unutturmak için paralar teklif ettiler olmadı. Tehdit ediyorlar, gözaltına alıyorlar, bizlere para cezaları kesiyorlar ama susturamıyorlar. Bizim hayatlarımızı kararttılar orada sadece 34 çocuk ölmedi herkesi öldürdüler, geride kalan çocuklarım okula gitmek istemiyor sadece benim çocuklarım değil Robsoki'deki çocukların hiçbiri okula gitmek istemiyor öldürülenleri gösterip "okula gitsek ne olacak ki sonumuz böyle olacak" diyorlar. Orada yaşayan 34 insanı öldürmediler orada yaşayan herkesin geleceğini de öldürdüler. Sorumlular, suçlular Robsoki'yi unutun diyorlar ki suçlarından yargılanmasınlar unutulsun gitsin istiyorlar. Bizler ilk günden bu yana hep adalet dedik. Adalet istedik. Sorumlular kimse ortaya çıkarılsın istedik. Hangi mevki makamda olursa olsun suçlular yargı karşısına çıkarılsın istedik. Bundan sonra da istemeye devam edeceğiz. Hepimizi tek tek öldürseler bile susmayacağız. Ölülerimiz bile suçlular kimdir, yargılansınlar, adalet istiyoruz diyecek.


Barışın yolu Roboski'den geçmekte
 
KızılYıldız: Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir.

Bahar Encü: Roboskililer barış istiyor, adalet istiyor, en önemlisi de gerçeği istiyor. Gerçek ortaya çıkarılmalı. Gizlenen her şey ama her şey ortaya çıkarılmalı. Roboski katliamı üzerine örtülen gizleme saklama örtüsü açılmalı her şey kamuoyunun ahalinin gözü önünde olmalı.

Faruk Encü
: Adalet istiyoruz. Bu adaleti de bundan önce yapılan katliamlar gibi bir katliam olan Roboski katliamına benzer başka katliamlar olmasın diye istiyoruz. Bizler eğer Robsoki katliamının suçlularının mevkisi makamı ne olursa olsun yargılanmasını başarabilirsek bundan sonra bu topraklarda bir daha katliamlar olmaz. Her yerde katliamlar, her zaman katledilenler var. Artık durmalı. Barış olmalı ve barışın yolu Roboski'den geçmekte. Robsoki'ye sahip çıkanlar onun peşini bırakmayanlar barışı getirebilir. Suçlularla barış olmaz. Onların suçlarını gizleyerek bir barış kurmak mümkün değil.

Emine Ürek
: Çocuklar ölmesin, Kimse ölmesin öldürülmesin. Bizlerin canı yandı hala da yanmaya devam ediyor. Yüksel'im geri gelmeyecek elbette ama başka Yükseller ölmesin diye bu katliamın açığa çıkmasını istiyoruz. Barışı istiyoruz hem de çok istiyoruz ve bunun için çabalıyoruz Roboski'de katledilen çocukların katilleriyle barışmayacağız onlar katil ve onlarla barış olmaz. Onların yargılanması istiyoruz. Adalet olmadan barış nasıl olabilir. Adaletle barış gelecektir. Bizler ne para, ne de başka bir şey istiyoruz sadece adalet istiyoruz. Adalet olursa suçlular yargılanırsa yeniden çocuklar öldürülmez. 





 

KızılYıldız.org
YAZIYI PAYLAŞ: Facebook Twitthis Furl

Facebook'tan Yorum Yap

.
2017 Kaynak Gosterilerek Her Yazi Istendigi Gibi Kullanilir. KIZILYILDIZ.org Devrimin KIZIL YILDIZI Dizayn: K.C.Y