Nuray Çevirmen: Fırtınaya Karşı Ayakta Kalın!


Fırtınaya karşı ayakta kalın, fazla uzun sürmeyecek.
Yan yana birbirimize kenetleneceğiz, ey kardeşlerim!
Fırtınaya karşı ayakta kalın, fazla uzun sürmeyecek.
Yan yana birbirimize kenetleneceğiz.
(Zenci İlahisi)

Kapitalizmin keşfi sayılabilecek adımların Güney Amerika’ya ilk atıldığından beridir, refah ve mutluluk içerisinde yaşayan sermaye ile bu gücün altında ezilen işçi sınıfı karşı karşıyadır. Emek, kan ve gözyaşı ile yoğrulur. Artı değer olarak işçi posası alınır ve sermayenin kasasına girer.

Sermaye işbirlikçilerine seslenir hepimizin duyacağı sesle;
Hey siz yöneticiler! Siz ki benim bürokratım, siz benim müdürlerim, siz benim şeflerim, sizler benim başkanlarımsınız. Görevlerinizin karşılığında sömürüden birkaç parçayı da sizin benim cebimle ölçülemeyecek kadar küçük ceplerinize koyacağım! Sizler askerinizle ve polisiniz le benim sermayemin bekçiliğini yaparken takdir edileceksiniz!.

Devletler ve uysal bürokratları ve şiddet destekli militarist güçleri ile saldırıyor. İşçiler yorgun işçiler yenik çoğu zaman.

Ama bu devran hep böyle devam etmez.

Tekeller, küresel sermaye ve devletler işçi sınıfının zorbalarıdır, geçmişte ile bugün arasında sistemler arasında farklılıklar olsa da amaçları hala aynı şekilde devam ediyor. Emek sömürüsüdür bu amaç. Durağan ve bölgesel işçi sınıfı artık bugün küresel bir işçi sınıfına dönüştü. Avrupa'nın her hangi bir yerindeki tekstil işçisi bugün kendini Çin, Hindistan ve başka Asya ülkelerindeki işçi ile rekabet halinde bulabiliyor. Yüz yıl öncesinin Avrupalı ve Amerikalı, Asyalı işçilerinin sendikal kazanımlarından habersiz ve o yüzyıl öncesinin koşullarının bile kabul görmeyeceği şartlarda çalışan işçiler kazanımların önünde zayıf kollarının nasıl bir engel taşıdığını bilmiyorlar ve sömürülüyorlar da sömürülüyorlar.

Bu gün dünyanın bölgesel gücü haline gelen Çin’deki işçi ve emek sömürüsü, dijital kontrol sistemleriyle çevrili sanayi hapishanelerinde yapılıyor. Haftanın bir günü aynı hapishanenin etrafındaki ucuz plastik pazarlarda işçi kızlar, ucuz plastik eşyalar alarak karanlık dünyalarına ışık vermeye çalışıyorlar. Hindistan da ki dokuma fabrikası işçileri, balık istifi kamyonlarla fabrika ve teneke mahallerindeki evleri arasında yorgun gidip gelirken emeğinin kimin cebine gittiğini bilmiyor.

Kapitalist sermaye artık devletler arası anlaşmalarla birbirlerinin ülkesinde, birbirlerinin halkının en temel hakkına tecavüz ediyor ve bu aşırı ahlaksız anlaşmalar bu devrin arsız medyası tarafından başarı olarak sunuluyor. Bu anlaşmaların bizi yoksullaştıran etkileri hayatımızın her alanında. İçtiğimiz su, yediğimiz yiyecekler, soluduğumuz hava, geçtiğimiz yollar, üzerimizdeki kıyafetlerimiz, evimiz ile bizler hepimiz gayet görünen zincirler ile sıkı sıkıya bağlanmışız.


İşçi sınıfının bu gün kaybedecek çok şeyi var. Bankasına borcu var, telefon gideri var, kredi taksiti var. Şehirlerde okutmak zorunda olduğu çocukları var. Bütün bu kaybedecek şeyleri ile ucuz kazancı arasında organik bağda var. Bu bağ sermayedardır. Alış veriş yaptığı market ile çalıştığı fabrika aynı patrona ait. Kullandığı enerjinin,içtiği suyun sahibi de aynı patron.

Bugün işçi sınıfının koşulları önceki dönemlere göre daha zor. Sendikal hakları kazanmış oldukları,sınıf bilinci ile donatılmış oldukları dönemleri birbirine benzer iktidarlar ya ortadan kaldırdı ya da tasfiye etti. Yeni bir işçi göçü meydana geldi. Tarımın yok edildiği, hayvancılığın ortadan kaldırıldığı, köylülüğün bitirilmesi ile şehirlere doğru hızlanan bir göç. Kürt nüfusunun büyük bir kısmının köyleri yakıldı, yaylalara çıkması yasaklandı. Ailesi ile bilmediği bir kentte yaşam mücadelesi veren aileler ile kendi topraklarında kalan çocuklarını aylarca göremeyeceği, başı otobüs camlarına yaslı yolculuğa çıkan işçilerin dramları yaşanmaya devam ediyor.

Bugün kentlerin modern binalarına tedirgin ve mahcup akın eden örgütsüz, patron insafına terk bir emek gücü var. Temizlik işlerinden güvenliğe kadar, gece yarılarına kadar çalışan işçiler bunlar. Alışveriş merkezlerinin içlerindeki dükkanlarda çalışan satış elemanlarının bütün gün boyunca ayakta durarak aldıkları düşük ücretler gençliğin karabasanı vaziyette. Tuvalete gidiş-gelişlerin bile sayı ile belirlendiği bir korku düzeni içerisinde o aldıkları üç kuruşu bile aynı ortamlarda harcamak zorunda kalıp tüketici gençlik haline getirilmeleri ayrı bir sömürü konusu.

İktidar devlet terörü ile kımıldamaya başlayan ve artık mücadele etmekten başka çıkar yolları kalmadığını anlamaya başlayan işçi sınıfını sindirmek için teyakkuz halinde. Yasalar ve devletin polisi ve de askeri bu teyakkuz halinin tarafı. Ama işçinin elindeki güç ve irade tüm silahların yasaların önündedir. Geçmişin hareketi kulaklarına fısıldıyor işçinin;

Liverpool Limanında bir ustabaşı 1904 yılında geleceğe yazılmış bir mektup bıraktı hendeğe. O mektupta yazılanlar şöyleydi. “ Bu notu bulanlara selam olsun! Bizlerden, bu katedralin inşaatında çalışan ve İşsiz bir Yahudi marangoza tapınan ücretli kölelerden size selam! Buranın birkaç adım ötesinde, insanlar domuzların bile barınamayacağı barınaklarda yaşıyor. Helal bir kağıdın üzerine helal bir mürekkeple yazılmış bu not, bugün nasılda tekellerin insafına kaldığımızı size göstermek içindir.” Bu mektubu yazan Jim Larkin’dir.

Jim Larkin’in bahsettiği tekeller hala mevcut ve işçi cinayetleri de hala devam ediyor. Tekeller bugün hala o berbat barınaklarda tutuyor işçileri. Çadırlarda yanan işçiler, tonlarca toprak altında kalan işçiler, baraj inşaatlarında ölen işçiler, fabrikalarda kolları, elleri kopan işçiler, ciğerleri kumla kaplanan ve ölümü çaresizce bekleyen işçiler var. Değişen hiçbir şey yok. İleri teknoloji ve haberleşme ağı ile gittikçe daha çok kirlenen ve daha çok kimsesizleşen işçilerin birbirinden başka tutunacak bir şeyleri kalmadı.

Geçmişin mücadelesini geleceğe taşımak için seslere kulak vermek gerekiyor. Madenlerde yok olan ölülerin hepimize diyecekleri var. Direnişlerde kurşunlarla çevrilen işçilerinde, Paris sokağında ilk Komün hareketinde kurşunlanan 10 Yaşındaki işçi çocuğunda, Amerika’da fabrikada yanan kadınların, Potosi dağının deliklerinden hiç çıkamamış yerlilerinde, işçiler için bedenini düzene feda etmiş devrimcilerin de bize söyledikleri var. Tüm kirli seslerin içerisinde yolunu bulup bizlere, emekçilere ulaşmaya çalışan sesler bunlar.

1980’lerden sonra Tekel İşçilerinin 78 günlük Kesintisiz eyleminin kıvılcımı ile bugün özellikle bu iktidarın savaş açtığı sınıf olan işçiler üzerlerinde ki baskının ve yoksullaştırma politikalarının farkında. Yaygınlaşan direnişler medyada yerini bulmasa bile alternatif yollarla kitlelere ulaşıyor.

MESS kapsamındaki 84fabrikanın içlerinde bir dönem benimde çalıştığım fabrikaların işçileri bir deklarasyon yayınladılar yeni. İşçiler “Ortak Mücadele edin” çağrısı yaptılar. Sendikalara işçilerin gücüne dayanarak patronlara karşı ortak hareket etme çağrısı yapılan deklarasyonda şu eylem önerileri dile getirildi:
*Fabrikalarda grev komitelerimizi oluşturalım.
*Bütün iş yerlerinde aynı gün greve çıkılsın.
*TürkMetal, Birleşik Metal-İş ve Çelik-İş yönetimleri ortak toplantı yapsın.
*Bütünillerde ortak koordinasyonlar kurulsun ve iller düzeyinde ortak grev komiteleri oluşsun.
*Aynı gün tüm fabrikalardaortak yemek boykotları ve kapı önlerinde basın açıklamaları yapılsın.
*Belirlenenbir günde 1 saat işe geç başlansın.

Hala devam etmekte olan direnişler hepimize açılan yeni bir dünyanın kapısı olabilir. Tekelleşmenin, sömürünün, ölümlerin, kıyımların hesaplarının sorulduğu, yeni bir dünyanın kapısı olabilir. Jim Larkin’in kolları bütün dünyanın işçilerini kucaklamak istemiş gibi Dublin’de cadde üzerinde duruyor.Onların hikayesi bugünün işçi sınıfının hikayesinin öncüleriydi. Ve o zamanın sermaye ve devlet ortaklığının isimsiz zalimlerine benzeyen bugün zalimleri de burada ve bunlar yarının yine isimsiz zalimleri olacaklar.

Biz hepimiz bir taraf olmak zorundayız. 

Bu taraf işçi sınıfının tarafı olmak zorunda.


KızılYıldız.org
YAZIYI PAYLAŞ: Facebook Twitthis Furl

Facebook'tan Yorum Yap

.
2017 Kaynak Gosterilerek Her Yazi Istendigi Gibi Kullanilir. KIZILYILDIZ.org Devrimin KIZIL YILDIZI Dizayn: K.C.Y