Nuray Çevirmen: Öğreten Adam ve İnternet Haberciliği!

İktidarların dümen suyundan ayrılmayan basın yayın organları, kapitalizmin militan güçleridir hemen hepimizin bildiği üzere. Sistemin devamlılığının önünde en büyük güç halkın bilinçlenmesinin olduğunu bildiklerinden tam da bu doğrultunun aksi yönünde hareket ederler. Aslında insanlık suçu işleyerek halkın doğru haber edinme hakkını ihlal ederek dezenformasyon yaparlar. Bu basın yayın organlarının devasa bütçeleri vardır, bu bütçeleri ulusal ve uluslararası sermaye sağlar. Yazarları astronomik ücretler alırlar, dağıtım ağları gayet iyidir, okuyucu kitlesine kolay ulaşırlar, promosyon sitemine göre çalışırlar.

İnsan haklarına saygılı, gerçek haber yapan, doğruların peşinde olan ve haber alma hakkına sahip gazetelerin durumu ise dünya üzerinde ve ülkemizde biliniyor. Bu gazetelerin ve gazetecilerin payına düşenler ise; düşük bütçe, hiçe yakın maaşlar, dağıtım problemleri, okuyucuya ulaşmayı engelleyen devlet baskısı, açılan davalar, tutuklamalar, darp, şiddet, işkence ve en üst noktada cinayetler. Ülkemiz bu alanda dünyanın en lekeli ülkesidir.

Bu reel ve acı gerçekleri bir kenara bırakarak başka bir kısma değinmek istiyorum. Bu yazıya sebep olan, ağzının bozukluğunu gazetecilik sanıp, eline kalemi alan bir gazetecilik oyuncusu. Hani sınıflandırsak figürana bile dahil etmeyiz. O kadar kötü yani. Bahse konu yazarımız Akif Beki. Uzmanlık alanı köşe sahibi iktidar avukatlığı.

Akif Beki, internet gazeteciliği ile ilgili bir yazı kaleme almış. Yazıyı okumadan önce hani düzeyli bir eleştiri, yararları ve zararlarını objektif olarak inceleyen bir yazı olabilir mi diye ne yalan söyleyeyim umut ettim. Ama başlar başlamaz onbir yaş çocuk psikolojisine bile rahmet okutacak cinstenmiş. Sabır tespihinden bir tane çekerek okumaya başlayalım.

Dijital medya denince kişiliği gelişmemiş, karakteri oturmamış, sözüne güvenilmez, ağzı bozuk, tek ayak üstünde 50 yalan söyleyen arsız bir palavracı geliyor gözümün önüne.” Beki acaba bunlara kendini inandırıp düşünürken, ben bunları para ile yapıyorum, onlar bedava yapıyor diye bir avuntu duymuş mudur?

Kahraman kisvesine saklanmış ödlek ve sinsi bir tip. Sahte, çünkü kendinde olmayan fazileti de satıyor, malumatı da. Sahte bilgiç, sahte derviş, sahte o, sahte bu, velhasıl sahte her şey. Aç bir canavar gibi kimi zaman başıboş bir güruh olup linçten lince koşuyor, kimi zaman bir karalama makinesi ki içinde her şey var ama en az bulunan şey insanlık. Uzatmayayım,çocukluğu kötü geçmiş ergen bir geveze canlanıyor kafamda: Lafını da kendini de bilmeyen, kompleksli, tatminsiz, özgüveni sorunlu, agresif, bulaşık ve küstah. Kavgacı ama kavgasının neyle olduğundan dahi bihaber.” Beki burada karalama kampanyasından şikayet ederken kendisinden bihaber olan bir yazı yazanlar ordusunun acaba iktidar eleştirisinden rahatsız oluyor olabilir mi? Muhtemelen oluyordur. Yoksa Akif Beki kimin umurunda. Bu arada hakkını yemeyeyim tam ben kendisinin çocukluğuna inmeyi planlarken o önce davranmış. Sezar’ın hakkını burada veriyorum.

Tespihten üçüncüyü çekelim ve devam edelim. “Kağıdın hükümranlığına son verdiğine inanılan dijital medya hakkındaki durum tespitim budur. Sosyal medya mecraları, henüz gelip geçici bir moda. Akacağı yatağı bulamamış, daha ne yana gideceğine karar verememiş, deli akan serseri bir su. Vatandaş gazeteciliği de haddinden fazla bir mübalağa. Hak edilmesi için daha 40 fırın ekmek yenmesi gereken bir yakıştırma. Aslı astarı ispata muhtaç bir rivayet. Gereğinden ziyade şımartılmış bir dünkü çocuk. Yeni nesil Web’in, makineye öğrenmeyi öğreteceği söyleniyor. Web 3’ün daha öncekilerden farkı, anlamları sökebilecek olmasıymış. Bu sebeple Semantik Web de diyorlar adına. Bu bir umut ışığı olabilir, ihtiyaç duyulan çıkış bu imkanda saklı olabilir. Belki bu vesileyle çok bilmiş internet medyasına da biraz aile terbiyesi, bir miktar kişilik, az da olsa medeni cesaret, konuşma adabı ve dürüstlük kazandırabiliriz.Yalan söylememeyi, iftira atmamayı, kara çalmamayı, pusuya yatmamayı, sahte kimliklerin arkasından kalleş iftiralar sıkmamayı da bu arada öğretebilirsek ne âlâ.” Evet Akif Beki burada internet çocuklarına öğreten adam modelinde. Olabilir tabi biliyorsa öğretir de ama bu lugatla öğrenileceklerin yaşamda bir faydasının olmayacağı da aşikar.

Tespihten tanelerini üçerli atlıyorum. “Bu yazıyı, İnternet haber sitesinden Hadi Özışık sipariş etti. Sitenin 13. kuruluş yıl dönümünü idrak ediyorlarmış. Benden de görüş istedi, bunu gönderdim. Ancak günün anlam ve ehemmiyetine binaen, hissiyatımı gazete kağıdına da geçirmeliydim. Gördüğünüz gibi yaptım da... İnternethaber.com’a yayın hayatında nice başarılı yıllar diliyorum. Önünde kat edilmeyi bekleyen uzun ve zorlu bir yol var. Temennim, dijital medyanın kendine gelip insanileşmesine karınca kararınca da olsa katkıda bulunmasıdır. Baki dostlukla... “ İyi halt ettin de yazdın yoksa akşam akşam beynimin bir kısmı temiz kalacaktı. Beki bu küfürlü cümlelerinden paradoksal bir rahatlık duyuyor. İşlevini yerine getirmiş, provakatif sözlerini sarf etmiş, göbeğini kaşıyan bir adam olarak rahat uyuyabilir. Bize uyku zehir zıkkım.

Tespihten son kalanları çekelim. “1 Mayıs fecaati için günah keçisi bulundu. Komedyen Şahan Gökbakar. Twitter âleminde, Taksim’i birbirine katan göstericileri yermişti. Radikal İnternet de mesajlarına takla attırıp“Gökbakar polisin gaz atmasını savundu” diye verdi.
Adamın polis gazına filan destek verdiği yoktu halbuki. Hepi topu, Taksim’in altını üstüne getirmenin 1 Mayıs’la ve işçinin, emekçinin hak davasıyla ne alakası olduğunu sorguluyordu. Polis haklı demiyordu, polise taş atanların haksız olduğunu söylemeye çalışıyordu. Ayrıca polis gazı bir sonuçtu, sebep değil. Sebep, 1 Mayıs’ı Taksim’e çıkma hakkını elde etme bayramı zanneden sendikaların kör inadıydı.
Radikal İnternet, aradaki farkı görmedi. Gökbakar’ın sözlerini ters çevirip kendi ezberine oturttu. Küçük bir çabayla büyük bir tek yanlılık örneği sergiledi ve bu müstesna becerisiyle de dijital Deki’miz olmaya hak kazandı.Bravo!
” Şimdi oturdu işte taşlar yerine. Akif Beki’nin sözlüğünün yazarı komedyenlikle kaba argo sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğini bilmeyen kişilik analizinin uzman hekimlere bırakmamız gereken şahsiyet Şahan Gökbakar.

Akif Beki’nin tüm bu çamurlu sözleri hedefe isabet etmez biliyorum çünkü bu internet haberciliğinden olağan dışı rahatsızlar. Çünkü kontrol etmeleri zor. Yazanların hemen hepsi bu işi profesyonellikten uzak yapıyorlar. Maaş, bordro kaygısı ile yazmıyorlar. Bu korkusuzluk nispeten rahat yazmayı da beraberinde getiriyor. Ulusal basın ve yayın organlarının iktidarın tekelinde olanlar merak etseler bile yalan haberin gerçeğine birkaç tuşla ulaşabiliyorlar. 1 Mayıs'ta kafasına gaz bombası isabet eden Dilan, ulusal basına göre bir militan ve marjinal kişilik ama gerçekte on yedi yaşında gencecik bir çocuk. İnternet ve sosyal medya yalanı ortaya çıkardı. Babası da direnişte olan bir işçi ve mağdur.

Provakatörler, işçilerin ve 1 Mayıs kutlamasına gelen halkın içinde değil tam da polisin yanında duruyor. İlk gün ATV haberlerinde 22 polis yaralanmış ve ameliyata alınmışlardı. Üç vatandaşta hafif yaralanmıştı. Oysa internette geçen haberler tam tersini söylüyordu. Taksim'i, Beşiktaş’ı cehenneme çevirmiş bir iktidarın yalanları bir bir ortalığa dökülüyordu.

Diyarbakır’da şahin Öner, Valinin yalan haberine göre elinde bomba patladığı için ölmüştü. Oysa panzer üzerinden geçti. İnternete düşen haberdeki resimde Şahin’in elleri sapa sağlam duruyordu. Gerçi Diyarbakır Valisi için ne gam, o yalan söyleme konusunda ihtisas yapmış bir yönetici.

Roboski’de 34 genç/çocuk katliamına sessiz kalan ulusal ve sermaye medyası internet haberlerinden sonra temkinli de olsa kayıtsız kalamadı. Çarpıtsalar da haberi vermek zorunda kaldılar. Cumartesi Annelerini hiçbir gazete yazmaz internet haberciliği dışında. Açlık grevlerinin aşamalarını haber yapan, toplumsal reaksiyonu sağlayan, dünyanın bu konuya duyarlı platformlarını haberdar eden yine internet gazeteciliğidir.

Çevre ve ekolojik sistem tehditlerini gündemde tutan, işçi ölümlerini ve sebeplerini ortaya koyan, imza kampanyaları başlatan, duyarlılık projelerini yayan yine internet haberciliğidir.

Bu örnekler çoğaltılabilir. Çünkü ülkemizde gün geçmiyor kibir hukuksuzluk, hırsızlık yaşanmasın. İktidar elbette bunların bilinmesini istemez. Dikensiz gülleri koparacakken eline diken batmasından hoşlanmaz. İşte bu aşamada Akif Beki’ler devreye girer. Onlar için gazetecilik bilgiden, teoriden, insani duyarlılıktan vicdandan falan ibaret değildir. Onlar insanların üzerine silahlı militan gibi ya kalemleriyle ya klavyeleri ile ölüm kusarlar, nefret kusarlar. Onlar gazeteci değildir, onlar maaşlı askerlerdir. Sivil diktaya kayıtsız şartsız teslim olurlar. Argo ile yüksek perdeden konuşmak ile sokak jargonu ile kitleleri etkilemeye çalışırlar. Ama yine de matah bir noktaya gelmezler. Yeteneksiz ara eleman gibidir bu devir biter onlar çöpe. Çünkü bilgi güçtür. O da bunlarda yoktur.

Akif Beki terbiye ve adap öğretecekse önce öğrenmelidir. Bilinmeyen bir şeyin öğretilmesinin mümkün olmadığını acaba Web’in hangi versiyonu ile anlatacağız? Onu da bilenlere bırakıyorum.


KızılYıldız.org
YAZIYI PAYLAŞ: Facebook Twitthis Furl

Facebook'tan Yorum Yap

.
2017 Kaynak Gosterilerek Her Yazi Istendigi Gibi Kullanilir. KIZILYILDIZ.org Devrimin KIZIL YILDIZI Dizayn: K.C.Y