Ahmet Metin: Direniş ve Mustafa Kemal´in Askerlerinden Davulcu Vedat´ın Askerlerine

29 Haziran Taksim
#direnlice eylemi
Pusula
Ahmet Metin
KızılDayanısma

Direniş ve ortaya çıkan gerçekler -2-

Direniş, toplumsal mücadelede yer aldığı iddialarında bulunanların söylemlerinin de sorgulanmasına olanak sağladı. Faşizmin toplumda sadece bir kesime yönelik baskı ve şiddet yönetimi olmadığı her kesime yönelik baskı ve keyfi saldırı mekanizması olduğu gerçeği bir kez daha net biçimde ortaya çıktı. Faşizme karşı direnişe katılanlar da farklı kesimlerden ve farklı istemlerle meydanlara çıktılar. Meydanlara çıkanlara bakarak kendi söylemlerini haklı bulup bunda ısrarcı olanların yanında, sorgulayanlar da oldu. Bu söylemler toplumsal olaylarda iddia sahiplerinin durumunun daha net biçimde görülmesini sağladı. Faşizme karşı direnişin daha güçlü ve katılımı daha fazla biçimde ortaya çıkması faşizme karşı direnenlerin de ne halde olduklarını anlamalarına olanak sağladı. Faşist devlete karşı nerede nasıl durulduğu direniş içindeki bir kısım örtüyü kaldırdı.

Direnişe katılım ve söylemleri temel olarak ikiye ayırmak mümkün.

Birincisi; sistemin içinde konumlanıp faşist devlete karşı koyuşu sitem içi bir sorun olarak görenler ve faşist devlet içindeki bitmeyen itiş kakıştan faydalanıp sistemin daha güçlü bir parçası olmaya çalışanlar.

İkincisi; faşizmi bir devlet biçimi ve kapitalizme karşı mücadele sorunu olarak görüp buna uygun bir mücadeleyi savunanlar.

FAŞİZM İÇ ÇATIŞMASI BİTMEYEN BİR YÖNETİM KARMAŞASIDIR

Kapitalizm kendinden başka hiçbir şeye değer vermeyen ve sadece bireysel çıkarı için bir şeyler yapan insanı "gerçek insan" olarak görür ve bunu da topluma tek geçerli anlayış olarak yansıtır. Toplumda yaygınlaştırılan bu anlayış "kitabına uydurulan" her şeyin "meşru sayılması" olarak yaşanır. Bu tarz da bireysel çıkarı dışında hiçbir "değeri" olmayan insanlarla oluşturulan sistem sürekli içiçe girmiş sayısız irili ufaklı bir iç çatışmalar alanı olur. Faşizm kısaca, bu çatışmaları düzenleme diye ortaya konulduğu söylenen yasalar, kurallar vb'nin de hiçbir geçerliliğinin olmayışıyla kapitalizmin "son siyasi" sistemi olarak tanımlanabilir. Türkiye devleti 90 yıllık var oluşununun 80 yılını faşist devlet mekanizmasıyla geçirmiştir ve hala da faşist devlet biçimi egemendir. Toplumda uyulması "zorunlu sayılan" yasa ve kuralların hiçbirinin faşist devlet mekanizması içinde yer alanlar için geçerli olmadığı bir sistemdir. Faşist devlet içinde bitmeyen çelişkiler onun zorunlu var oluşudur. Devlet bütünlüklü bir yapıyı sadece emekçilere ezilenlere yönelik gösterir onun dışında kendi içinde ki çatışmalarda yasa ve kuralları sadece "iç çatışmalarında rakip gördüklerine" bir tehdit unsuru olarak "esnetmelerle" uygular. Faşist devlet mekanizmasında gücü yeten yetene bir kavga vardır ve gücü olan diğerine karşı "yasalar ve kuralları" bir saldırı silahı olarak kullanır. 27 Mayıs 2013'de Gezi Parkı'nda başlayan saldırganlık ve arkasından gelen direniş faşizmin iç çelişkilerini de daha görünür hale getirmiştir. Faşist devlet mekanizması yerine kapitalizmin savunusunu "daha demokratça savunanlar da" direnişle birlikte kendilerini daha çok ifade eder olabilmişlerdir. 

Kapitalizm ve faşizm iç çelişkilerini çözmek için sayısız araç kullanır. Faşizme araç olanlar da sayısız biçime bürünür. Direnişe faşizmin iç çatışmasının tarafı olarak katılanlar her direnişin ilk dönemlerinde daha fazladır çünkü devlet gücüne dayanarak oluşturulan "yasal mekanizmalarda" daha fazla yer alma şansları vardır ve incelenmeye değerdirler.

MUSTAFA KEMAL'İN ASKERLERİ'NDEN BEŞİKTAŞLI DAVULCU VEDAT'IN ASKERLERİNE

1990'lı yıllarda bugünkü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül eşinin türbanlı diye üniversiteye alınmayışını Avrupa İnsan Hakları Mehkemesi'ne (AİHM) taşımıştı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mehmet Akif'in bir şiirini okuduğu için planlı biçimde köşkleştirilen cezaevine atılmıştı. 90'lı yıllarda faşist devlet mekanizmasında "gücü olanlara" karşın "zayıf" kalan "dindar sağcılar" demokratik mücadele alanlarında "hak savunuculuğuna" soyunmuşlar ve "sokaklarda" şimdi polise yazdırdıkları "kahramanlık destanını" o dönem başörtülü kızlara yazdırmaya çalışıyorlardı. Başörtüsü toplumun gündeminde "tek gerçek sorun" olarak tanımlanıyor buna karşı çıkan başta "YÖK" olmak üzere herkes hedef alınıyordu. Faşizmin bu iç çatışma oyununda ortaya sürülen "başörtülü kentli kadınları" insani talep açısından tek savunanlar ise devrimci sosyalistler oluyordu. Faşizmin iç çatışmalarında "yem" haline getirilen "başörtülü kadınların" faşizmin karmaşasına "yem" edilmemeleri için mücadele ediyorlardı. O dönemde faşist devlete karşı koyuşta tek tutarlı akım olan devrimci sosyalistleri "başörtülü kadınları" savundukları için "laiklik karşıtı akımlara destekçi" ilan edenler ise saldırganlıkta sınır tanımıyorlardı.

Faşist devletin iç çatışmaları ve güç değişimlerinin güncel karmaşası daimdir. Devleti ellerinde tutmaktan dolayı "kamuoyu oluşturma araçlarını da" en etkin biçimde ellerinde tutar ve kendi kişisel çıkarları için "yem" ettiklerini gündeme taşırlar.

Gezi Parkı'na polis saldırısıyla başlayan direnişte de ortaya "dindar sağcılığı" devletin tek ideolojik duruşu olarak dayatan AKP ve yandaşlarına karşı faşizmin bir parçası olan ve sistem içi çatışmada "Mustafa Kemal'in Askerleri" safında duranlar da aynı 90'lı yıllardaki "başörtülü kadınları" sefil çıkarları için piyasaya "yem" gibi sürenlere benzer şekilde ortaya çıktılar. Direniş sürdükçe "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diyenler direnişten dışlanmaya doğru gitti. Yaklaşık bir ay önce başlayan direniş bu kısa süreçte faşizmin iç çatışmasında "rol alanların" faşizmin başka rengi savunusunu yapanları etkisizleştirmede önemli bir mesafe kat etti. Bu durumuyla Taksim'de başlayan direniş devam ettikçe faşizmin iç çelişkilerini de daha çok ortaya serer hale geldi ve direnişe katılanlar faşizmin iç çatışmasında bu kez "yem" rolü oynamayacaklarını daha çok gösterdiler. Direnişe katılanların çoğunluğunca Mustafa Kemal'in Askerleriyiz diyenlere oluşan tepkiler "Mustafa Keser'in askerleriyiz" veya "Davulcu Vedat'ın askerleriyiz" şeklinde artık dalga geçilir bir hale geldi. Faşizmin iç çatışmasında pay kapmaya çalışanlar direnişte yer alırken aynı şekilde direniş sürdükçe dışlanmaya ve güç yitirmeye da başladı. Varoluş felsefeleri ve savunularının direnişe katılanlarca "alay" edilir hale gelmesi faşizmin "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" savunucularının etrafında toplananları da eritmeye başladı. Direnişin bu gücü direniş devam ettikçe daha çok ortaya çıkmakta ve faşizmin çıkarlara dayalı iç çatışmasında yer alınmayacağı ve faşizmin "it dalaşında" olanlara "yem" olunmayacağı görüldü. Direnişçilerin meydanlarda keyifle "Davulcu Vedat'ın askerleriyiz" diye solagan atması direnişe sistemin iç çatışması sonucu katılanlara yönelik direnişin genel eleştirisidir ve faşizmin direniş sürdükçe piyasaya süreceği sistem içi alternatiflere karşı koyulacağının da ilanıdır. Mustafa Kemal'in askerleri hala Davulcu Vedat'ın askerlerinin yanında alanlara çıkmaktadırlar ancak Davulcu Vedat'ın askerleri, Mustafa Kemal'in askerlerini her geçen gün alaycılıklarıyla eriterek kendi saflarına daha çok katmaktadır.

Faşizmin AKP öncesi dönemdeki uygulamalarının temsilciliğine soyunup devlette daha çok yer işgal etmeye çalışanlar sokaklara çıkan taraftarlarının hızlıca eridiğini yaşamaktalar. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin direniş için sokaklara ilk çıkıldığı günlerde "MHP ve ülkücü kimliğinizi bırakın" diyerek sokaklara çıkan taraftarlarını "aforoz" etmesi bunu görmesindendir. Direniş için sokalara çıkan faşizmin iç çatışmasının taraflarının sokalardan dönüşlerinde artık hiçbir zaman eskisi gibi olmayacakları ilk günden beri görülen bir durumdur.

KÜRDLERDE BARIŞ SÜRECİ DONMASI VE DİRENİŞE DÜŞMANLAŞANLARIN KAYNAĞI

Kürdlerin hapishanelerde başlayıp 60. günlerde sonlandırdıkları açlık greviyle başladıkları barış sürecinin faşist devletin Kürdleri "uslandırma, yola sokma" projesi olmaya doğru evrildiği daha çok görülmekte. Kürd hareketinin parçalı yapısını birleşik biçimde ayakta tutan Abdullah Öcalan'ın siyasi öngörüleri "barış sürecinin" ayakta kalmasının yegane gücüdür. Öcalan'ın "barış süreciyle" devleti zora soktuğu ve devletin faşist yapısını zedelediği ve zedelemeye devam ettiği görülmekte. Faşizmin iç çatışmasındaki çelişkileri kışkırtan ve çelişkileri daha da ortaya seren "barış süreci" girişimi Kürdlerin ve askerlerin ölümlerinin de önüne geçmiştir. Bu anlamıyla bile "barış süreci" büyük bir kazanımdır. Ölümlerden başka bir şey tanımayan ve bir iç savaş devleti olmayı temel var oluş biçimi olarak gören faşizmin iç çelişkileri "barış sürecinden" dolayı çoğalmaktadır. Barış sürecini okumakta sıkıntı çeken veya barış sürecine Kürdlerin içinde devletin temsilciliğiyle dahil olanlar Taksim'de başlayıp devam eden direniş karşısında ilk günlerden itibaren faşist devletin refleksel etkisiyle yaklaşmışlardır. Direnişin başladığı ilk günlerde direnişi küçümseyenlerden, "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" sloganı atanlardan başka hiçbir şeyi görmeyenlere kadar Kürd herketi içinden yer alan devletçilerin saldırganlığı olmuştur. Kürd hareketi içinde küçümsenmeyecek bir etkiye sahip olan "sistem içi çözümcülerin" direnişe yönelik saldırganlığına tuhaf biçimde 12 Eylül referandumunda "yetmez ama evet" diyenlerde katılmış ve direnişin ilk günlerinde yaşananlarda sadece bayrak ve ırkçılık görmüşlerdir. Direnişin insanların değişiminde hızlı rol alacağını görmemiş veya görmezden gelerek sistemin oluşturduğu yapay toplumsal ayrımları "mutlak değişmeyen gerçekler" gibi görmüşlerdir. Direniş içinde önemli bir yer tutan sosyalist anlayışın etkin dönüştürücülüğüne inanmayışla birleşen direnişe düşmanlık Kürd hareketi içindeki devletçilerle "yetmez ama evetçileri" aynı potada buluşturmuş ve direnişe saldırganlığı ilk günden itibaren gündeme taşımaya çalışmışlardır. Lenin'in söylediği gibi emekçiler mücadele içinde öğrenir. Faşizme karşı direnişin içine girenlerde yıllardır devrimci sosyalistlerin anlattıklarının gerçekliğini kısa sürede görmüşler ve sistem içi çatışmanın unsurlarının etkisini her gün daha da kısıtlar hale gelmişlerdir. Direnişin ilk günlerinde "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diyenler daha bir ay geçmeden direnişin içindeki sosyalistlerden öğrendikleriyle Lice'de askerlerce katledilen Kürd genci Medeni Yıldırım için sokaklarda Biji Bratiya Gelan, yaşasın halkaların kardeşliği sloganlarını atar hale gelmişlerdir. Direnişe yönelik Kürd hareketinin ilk günlerdeki "barış sürecine" zararı olur mu denerek yaşadığı donma hali direniş devam ettikçe yerini "biz de taleplerimizi dile getirelime" dönüşmüş ve direnişten örgütlü Kürdleri uzak tutmaya özen gösterenler direnişe katkı sunar hale gelmişlerdir.

Kürd hareketi içinde yer alan sistem içi çözümcülerin direniş karşısında güçlerini kaybedişleri süreci başlamıştır. Direnişe ilk günden bu yana katılan Kürd gençleri direniş geliştikçe Kürd hareketini de direnişe sürüklemiştir. Kürdlerin dinmek bilmeyen saldırılar karşısında "barış sürecini" bir kenarda oturarak beklemesi tavsiyelerinin artık hayatta bir karşılığı yoktur. Faşizme karşı direnişte olmadığı sürece Kürdlerin barışa erişme şansının olmadığı son yaşanan Lice olayında da Bingöl'deki Tecavüz suçu karşısında mahkemenin aldığı kararda da görülmüştür.

Kürd hareketi içindeki sistem içi çözümcüler direnişle daha çok açığa çıkmıştır. Direnişe yönelik "bizim ne yaşadığımızı siz bilmiyorsunuz" denerek uzak durma eğilimini Kürdler arasında yaymaya çalışanların etkisi gittikçe azalmaktadır.

Faşizm toplumdaki her kesime düşman bir yönetim biçimidir. Faşizme karşı direnişe katılanların da farklı istemleri ve nedenleri vardır. Bu farklı biçimlerden bir kısmını sistem içi çelişkilerde çıkarları için kullanmak isteyenlerde vardır. Direniş sürdükçe sistem içi çelişkiler için direnişe katılanların insanları kullanmaya çalışmaları daha çok açığa çıkacaktır.

Sistem içi çelişkilerle direnişe katılan, katkı sunanların faşizme karşı uzun soluklu bir direnişe yetecek ne solukları ne de savunuları vardır. Sistem içi çelişkilerdeki gündelik çıkarlar uğruna kitlelerin faşizme karşı direnişini kullanmaya çalışanların bazıları Garanti Bankası Genel Müdürü'nün "ben de çapulcuyum" açıklamasıyla yetinip bir daha sesini çıkarmaması veya Boyner Holding yönetiminin direnişin ilk günlerindeki "sıcak yaklaşımını" kısa zamanda sonlandırması gibi bir günlük soluklu olanları gibi solukları biraz daha uzun olanları da vardır. Direniş sistem içi oyunlarla direnişe yakın duranları her geçen gün elemektedir. Onları dönüştürmekte ve faşizme karşı olmakla olmamak ikilemi arasına sıkıştırmaktadır.

Kürd halkının bağımsızlık ve özgürlük talebini savunmadan faşizme karşı durulamaz. Direniş uzun yıllardır sistem içi Kürdçülük yapanlar yerine bir zamanlar sokaklarda MustafaKemal'in askerleriyiz diye bağırırken bugün yaşasın halkların kardeşliği diye bağıranları öne çıkarmaktadır. Direnişe katılmayı sürdürenler faşizme karşı daha tutarlı olmaya doğru değişmektedir. Direnişe katılmayıp dışarıdan akıl vermeye veya engellemeye çalışanlar ise faşizme daha da yaklaşmakta ve ona yedeklenmeye doğru gitmektedirler.

(DEVAM EDECEK)


Ahmet Metin: Direniş ve Ortaya Çıkan Gerçekler -1-

KızılYıldız.org
YAZIYI PAYLAŞ: Facebook Twitthis Furl

Facebook'tan Yorum Yap

.
2017 Kaynak Gosterilerek Her Yazi Istendigi Gibi Kullanilir. KIZILYILDIZ.org Devrimin KIZIL YILDIZI Dizayn: K.C.Y