Ahmet Metin: Direniş ve Ortaya Çıkan Gerçekler -1-

Ankara Dikmen (26 Haziran 2013)
Pusula
Ahmet Metin
KızılDayanısma

Direniş ve ortaya çıkan gerçekler -1-

1 Mayıs 2013'de İçişleri Bakanı Muammer Güler'in Taksim'i "çukur var" bahanesiyle yasaklama girşiminin ardından başlayan süreç bir dizi üstü örtülü gerçeği de daha net biçimde açığa çıkardı. Gerçeğin ortaya çıkması 1 Mayıs 2013 gününden bu yana mücadele edenlerin sokalarda yarattıklarının sonucunda oldu.

27 Mayıs 2013 günü AKP hükümeti emriyle polisin 1 Mayıs 2013'den beri uygulamaya koyduğu yeni saldırganlık politikasının devamı olarak Taksim, Gezi Parkı'nda yasadışı yıkıma karşı direnen "bir avuç" insana yine şiddetli saldırılar yapıldı. Bu saldırganlık AKP Hükümetinin yeni saldırganlık politikasına bir aydır direnenlerin bir araya gelmesine ve yeni saldırganlık politikasına "uzun süreli" direniş göstermesine yol açtı. AKP Hükümetinin saldırganlıkla bastırdığını ve hareket edemez hale getirdiğine inandığı insanlar her tür polis şiddeti ve tehdit dolu saldırganlığa rağmen evlerine dönmedi sokakları terk etmedi.

TAKSİM'DE ÇUKURA DÜŞENLER

1 Mayıs 2013'de Taksim'in "çukur var" bahanesiyle yasaklanmasına karşı çıkarak "bu bir bahane AKP yeni bir saldırganlık yoluna giriyor" diyen devrimci sosyalistlere karşı çıkıp AKP hükümetinin insanları "çukura düşmekten koruduğuna" inanan "inanmak zorunda kalanlar" ortalığa devrimcilere ve sosyalistlere düşman argümanlarla çıktı. Kimi devrimci sosyalistlere yönelik devletçi dilde "çukura düşecek insanların sorumluluğundan" bahsetti, kimi "Taksim fetişizminden". İşçi sınıfının mücadeleyle elde ettiği Taksim'den "devletin hot zotuyla vazgeçenler" Taksim için direnenlerden uzak durmayı tercih etti. O günden bu güne yaşanan gelişmeler devletin yeni bir baskı uygulama yöntemine geçtiğini ve halka yönelik yeni saldırganlık politikasında ısrarcı olduğunu ve Taksim'de çukura (İçişleri Bakanı ve İstanbul Valisi dışında) kimsenin düşmediğini gördüler. Faşist devletin uzun yıllardır yasakçılık ve saldırganlıkta kullandığı yalanlara inananlarda elbette devletle birlikte sözlerini o çukura bırakmak zorunda kaldılar. Taksim 1 Mayıs Meydanı'nın 2013 1 Mayıs'ına yasaklanması sürecinde bunun dinmeyecek bir karşı çıkışa yol açacağı zaten görülüyordu. ("1 Mayıs alanı emekçilerin mücadelesinde bir kazanım ve bu kazanımlarını ellerinden alma girişimi olan yasaklama kararı AKP hükümetinin yeniden İstanbul'da bir "sivil savaş" istediğinin kanıtı. AKP hükümeti ve onun içişleri Bakanı, İstanbul Valisi "sivil savaş" çığırtkanlığı yapmakta. 1 Mayıs alanını yasaklama girişimleriyle başlayıp bitmeyecek bir çatışmanın da fitilini ateşlemekteler. İstanbul'da başlayıp devam edecek ve günler, aylar, yıllarca sürecek yeni bir "sivil savaşın" fitilini ateşlemek isteyen AKP bundan geri adım atmazsa ortaya sürülen sahte "barış" bu kez başka biçimde yeni bir savaşın kapısını aralayacaktır." 26 Nisan 2013 Kızıl Yıldız)

Taksim Meydanı uzun yıllardır emekçiler için bir direniş simgesi oldu ve hala da öyle olmaya devam ediyor. Devletin baskıcılıkla yalancılığına kanarak onun dediklerine inanan veya inanmak zorunda kalanlar bu gerçeği göremediler. Taksim Meydanı için direnenlere katılmak yerine bir kenarda bekleyenlerin göremediği gerçek bir ay sonra o Meydanı'nın resmi polislerden temizlenmesiyle inkar edilemez biçimde ortaya çıkarıldı. Direniş uzun yıllar sürecek bir "çukur" veya "Taksim fetişi" yalanını kısa sürede ortadan kaldırdı.

NEOLİBERAL YALANLARIN DİRENİŞLE İMTİHANI

Taksim ve civarında başlatılıp ülkenin her yerine yaygınlaştırılan yeni saldırganlık politikası karşısında oluşan direniş birikmiş bir çok sorunu da yeniden gündeme getirdi. 1980'li yıllarda ücret artışı için her hangi bir girişimde bulunan işçiyi ellerindeki medya kanallarıyla en hafif tabiriyle "yüzsüzlükle" suçlamayı becerebilenlerin günümüzdeki uzantıları halkın direnişi karşısında ilk önce sessiz bir şaşkınlık yaşadılar. Halkın günler geceler boyu "evlerine kaçmayıp" sokaklarda direnmesini algılayamadılar. Faşizmin şiddeti ve devletin gücünden yılmışlıklarıyla halkın bu direnişinin de kısa sürede bastırılacağına emin biçimde "günlük rutin bilmişlikleriyle" uğraştılar. Olmadı. Halkın faşizme karşı direnişi büyüdü ve dinmedi. Sokaklarda olanlar "faşizme karşı omuz omuza" sloganı atıyor ve bu sloganı atarken faşist devletin onları bölüp parçalamak için kullandığı sistemin tüm argümanlarının yıkıldığını görüyorlardı. Faşist devletin ısrarla uyguladığı Türk, Kürd, Alevi, Sunni, kadın, erkek, okumuş, cahil vb ayrımlar direnişin içinde eriyor ve faşizm doğrudan halkın hedefi haline geliyordu. Neoliberal "uzlaşıcı", "her şeyi bilen", "makro ekonomik verileri her şey sayan", "markalaşmayı tek gerçek belleyen", "solcu görünüp iktidar yandaşı olan", "dini parası ve gücü olanın sözüne uymak sayan", Taksim Meydanı'na ilk çıkan gençlerin büyük bir keyif alarak devirdiği polis otosunun altında kalıyorlardı.

Direniş devletin medyasının gerçek yüzünü daha çok açığa çıkardı. Devlet medyası aracılığıyla var olabilen neoliberal fikir tekrarcıları (Türkiye'de neoliberal solcuların da sağcıların da kendi fikri üretimi yoktur emperyalist ülkelerdeki fikri akımları taklit ederler). direniş karşsında utangaç çok bilmiş iktidar dalkavukluğundan hızlıca "g.. kılıyımcı" iktidar dalkavukluğuna yöneldiler. (AA ajansı, yandaş medya kanaları ve basını, tek tek köşe yazarları) Neoliberal "solcuymuşçu" diye tanınanlar AKP'li elitlerin halkı algılayış biçimiyle davranmak zorunda kaldılar. Çünkü yamandıkları iktidarın anlayabildiği dil direnişle iyice daralmış "g... kılıyımcılığa" sıkışmıştı. Neoliberal "toplum fikircileri" bu biçimde bağlılık açıklamayanların iktidar tarafından dışlanacağını daha önce görmüşlerdi. Çünkü yakın dönem iktidarın algı hatasının kurbanı işten atılmış gazeteci, idareci vb neoliberallerle doluydu.

Neoliberal "aydın, gazeteci, yazar, sanatçı vb" tanımlarla devletçe parlatılmış isimlere inananlar direniş karşısında gerçeği görmek zorunda kaldılar. Yıllardır "fikri değerli" kişi veya kişiler olarak gördüklerinin nasıl "g.. kılıyız" haline geldiklerine şahit oldular. Direnişe şu veya bu biçimde katılan herkes neoliberal "ortalamacılığın" aslında faşizmin dümen suyunda olmaktan başka bir anlam taşımadığını gördü. Devletin parlattığı neoliberal "fikir sahiplerine" inananların uzun yıllardır uzak durmakta özen gösterdikleri sosyalistlere daha bakmaya zamanları olmadı. Yakın dönemde buna da bakacaklar ve sosyalistlerin onların yeni gördükleri "çıplak kralı" yıllardır bıkmadan usanmadan anlattıklarını ve hayatları bahasına mücadele ettiklerini fark edecekler...
(DEVAM EDECEK)

KızılYıldız.org
YAZIYI PAYLAŞ: Facebook Twitthis Furl

Facebook'tan Yorum Yap

.
2017 Kaynak Gosterilerek Her Yazi Istendigi Gibi Kullanilir. KIZILYILDIZ.org Devrimin KIZIL YILDIZI Dizayn: K.C.Y