Tahir Canan: Parkta Gezi Sendromu!

27 Mayıs 2013 tarihinde başlayan ağaçlara, insanlara özgürlük eylemi ülkeyi sardı sarmaladı. Özgürlük çığlığı rüzgârın kanatlarında dalga dalga ülkemizin tamamını kapsadı. Gezi parkından esen özgürlük rüzgârı egemenlerin şiddetiyle boğulmak istendi. Eylem başladığı günden bu yana egemenlerin kindar yüzüyle şiddete uğradı. Polis tarafından çok sayıda insanın yaralanması ve öldürülmesi sıradan bir vaka gibi yansıtılarak şiddetin kutsanması hükümet politikası olarak gündeme taşındı, gündemleşti. 15 Haziran 2013 günü Erdoğan Ankara Sincan da yaptığı mitingde tepinerek, ayaklarını yere vurarak Gezi parkı eylemcilerine saldıracağını açıklamaya başladı. Nihayetinde Erdoğan’ın mitingi biter bitmez de Gezi Parkı eylemcilerine saldırı gerçekleşti. Halkımız da Erdoğan önderliğindeki ileri demokrasinin, kardeşleşmenin, barışın ne melen bir şey olduğunu bir kez daha yaşayarak öğrendi. Kürtlere barış mavalını sallarken Uludere’de 34 Kürt insanı uçakların bombaları ile nasıl imha edildi ise Gezi Parkına dair de görüşme şarlatanlığı sonrasında insanlar ülkenin dört bir yanında saldırıya uğradı. 15 Haziran tarihine bir gönderme yaparcasına 15-16 Haziran işçi direnişinin yıl dönümünde Taksim GEZİ Parkı eylemcilerine saldırdılar. Tarih bir başka biçimde tekerrür etmiş oldu. Aynı biçimde emek cephesinin direniş geleneğinde aynı tarihte yeniden yazıldı. Taksim Gezi parkı direnişi İstanbul başta olmak üzere ülkenin dört bir yanında sabaha kadar sokak sokak çatışmalara sahne oldu.

Tarih tekerrür derken 27 Mayıs’ta bir başka yönüyle Amerikancı faşist uygulamalarına karşı bir başkaldırı imgesi olduğunu hatırlayalım. Bunun adı darbede olsa Türkiye de uygulanan faşist Menderes saltanatının sonlandığı, özgürlük alanlarının genişlediği bir gün olduğunu belirtmekte fayda var. Yapılan darbe ile özgürlük alanları genişledi. Taksim gezi parkı direnişi de Erdoğan hükümetinin zulmüne karşı 27 Mayıs 2013 tarihinde başladı. Bu anlamda direnişte zulümde tarihsel olguların tekerrürü olarak karşımıza çıkmış oldu. Haliyle bu yeni Osmanlıcılarında tarihsel karanlık yüzü de net olarak kendini gösterdi. Kanla beslenen egemen burjuvazinin tarihselliğinden güncelliğine uzanan yolda kan ve ölüm olduğu anlaşıldı. Kindar ve Dindar çevrenin abdestli namazlı işkencecilik geleneğinin kanla buluşma serüveninin sokaklara indiğinin altını kalınca çizelim. Sultan Tayyip Erdoğan halkı ezme politikasını zevkle TV ekranlarından deklare etti. Halkın nefes alma bölgelerini kapatarak ticaretin getirisini halkçılık seremonisi olarak yardakçılarıyla birlikte kabul ettirmeye uğraştılar. O nedenle Sultan Tayyip ERDOĞAN’ ın beğenmediği her şey tu kaka, ucube kabul ediliyor. Sultan beğenmediği gezi parkını askeri kışlaya, ticaret merkezine dönüştürüyor. Sultan beğenmediği sinemayı, kültür merkezini yıktırıp ticaret merkezi, otel yaptırıyor. Sultan beğenmediği heykeli yıktırıp, kültür ve sanata verdiği değeri sergilemiş oluyor. Ethem SARISÜLÜK’ ün kanıyla bir DEHAK gibi beslenerek ‘’Dindar’’ ‘’Kindar’’ neslin temsilcisi olarak ticaret erbabı geleneğin şarlatanlığı ile ileri demokrasi olarak lanse etmekte sınır tanımama halini sürdürmekle övünç yaşıyor Sultanımız…

Evet Ethem SARISÜLÜK’ün cenazesi 16 Haziran da Kızılay’dan alınıp Çorum’a götürüldü.

Ey Sultanların Sultanı!

Bu kanlı oyunun üzerinde rahat uyuyabilir misin? Denizlerin Mahirlerin İbrahimlerin kanı yıllardır egemenleri rahat uyutmadıysa, uyuyamıyorlarsa Ethemlerin kanıda Sultanları rahat uyutmayacaktır…

Bunu iyice biliniz…

Tahir CANAN


KızılYıldız.org
YAZIYI PAYLAŞ: Facebook Twitthis Furl

Facebook'tan Yorum Yap

.
2017 Kaynak Gosterilerek Her Yazi Istendigi Gibi Kullanilir. KIZILYILDIZ.org Devrimin KIZIL YILDIZI Dizayn: K.C.Y