Adnan Öztel kör oluyor! Hasta tutsaklara özgürlük

ADNAN ÖZTEL KÖR OLUYOR!...
HASTA TUTSAKLAR SERBEST BIRAKILMALI!
ADNAN ÖZTEL KİMDİR: 1970 Samsun doğumlu. Babası, öğretmen. Annesi ev hanımı. Üç kardeşin en büyüğü.
Adnan, İst. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ni kazanınca aile sevince boğuluyor. Babadan kalma daire satılıyor, Adnan'ın eğitim masrafı için. Türkiye'de bir öğretmen maaşıyla üç çocuk okutmanın olanaksızlığı açıktır. Kendinden bir yaş küçük erkek kardeşte İstanbul'da üniversiteye gidiyor. Cerrahpaşa'da 12 Eylül sonrası ilk öğrenci derneğinin resmi kurucularından, kurucu üyeliğini yapıyor. Yüksek öğrenci hareketine katılıyor. Emekçi halka yaşatılan zulüm, Adnan’ın da onurunu kırıyor. Bu eşitsizlikçi yapı, sömürü düzeni yıkılmalı, insana yaraşır güzellikte gelecek kurulmalı. Bunun için çalışması gerektiğini düşünüyor ve 3. sınıftayken okuldan ayrılıp, mücadeleye katılıyor.
"Artık bu düzen beni boğuyordu. Kariyer, para, hırs gibi hayallerim hiçbir zaman olmadı. Bu tür tutkularımın olmayışından, bu düzene rest çekmem hiç zor olmadı. Bu düzenin beni bencil, küçük burjuva kalıbına sokmasına izin veremezdim. Direndim ve savaştım. Bu mücadeleden daima onur duydum. Yaşadığım sürece de mücadelem devam edecek.” A.Ö.*
2004 yılında tutuklanıyor. İstanbul, Tekirdağ , Erzurum, Amasya, Bafra cezaevlerinde kalıyor. Aylarca hücrede tutuluyor. Ceza evlerinin insanlık dışı koşulları nedeniyle sağlığını yitiriyor. Yüzlerce edebiyat, şiir, felsefe, estetik kitapları okuyor. Defterler dolusu şiir çalışıyor. “Okuma açlığımı hiç gideremedim, okudukça daha fazla açlık duyuyorum.” * Behçet nedeniyle, gözlerinde yoğun görme kaybı, fazla okuyunca kılcal damarlarda kanama, yanma batma gibi şikayetlere karşın elinde ki cetveli büyüteç olarak kullanıp okumayı-yazmayı sürdürüyor. Dışarıda direnen insanlarla bağlar kuruyor. Yazışıyor. İçeride kendini yeniden yaratma mücadelesine girişiyor. Tüm acıların üstüne, küllerinden yeniden doğuruyor kendini.
Şiiri neden seçtiniz sorusuna yanıtı; “Duvarları yıkmak için. Derinden kucaklaşmak için. İnsanı bilmediği nedensellikler zinciri sürüklüyor. Ve ben bilmek istiyorum. Duyumsamak, sezmek istiyorum. Şiir bunları bilince çıkarmamın bir aracı benim için. Nereden geldim, nereye gidiyorum, Neyim ben? İnsan nedir? İlişkiler nasıl olmalı? Aşk, dostluk, arkadaşlık nedir? Verili resmi ideoloji ve onun dili, günlük dil boğuyordu beni. Yeni bir dil, yeni bir düşünce, yeni bir ilişki, yeni bir insan yaratmalıydım. Bu yaratıcılık benim için zorunluydu. Şiir yazarak, günlük yaşamdaki iletişimsizliği, yabancılaşmayı bir nebze kırarak onun ötesine geçebileceğimizi düşünüyorum. Tür bilinci, gerçeklik bilinci, düş gücü ve dil becerisi ile bunu belli ölçüde, idealleştirmeden başarabiliriz. Sözcüklerin anlamını çok iyi bilmeli, onlara yeni anlamlar yükleyerek iletişimin sınırlarını zorlamalıyız.”
İyiye, güzele, doğruya ulaşıncaya dek mücadelemi sürdüreceğim…*
*Mektuplarından alıntıdır.
TEDAVİ SÜRECİ:
2004 yılında, Amasya ceza evinde kaldığı sırada vücudunda sürekli sivilceler çıkıyor. Cezaevi doktoru antibiyotik verip gönderiyor. Oysa, Behçet hastalığı başlangıcında bilinen en açık şikayet budur. 2012 yılına kadar bu konuyla ilgili hiçbir sağlık yardımı alamamış. Aynı yıl çok kötü koşullarda safra kesesi alınmış. Karın zarı yırtılmış, fıtık ameliyatı geçirmiş. 1992 yılında Hepatit B nedeniyle iki ay Hastanede yatmış. 2005 yılında Prostat hastası olmuş. Dişleri ağrıyor ve tedavi olamamış. Mide’de gastrit, reflü var. Sık sık orta kulak iltihabı yaşıyormuş. 2010 yılında Bafra T-Tipi cezaevine nakledilmiş. 1,5 ay boyunca ateşi 38,5-39 derece yükselmiş. Ve hiçbir antibiyotikle düşürülememiş. Araştırılmadığı için nedeni tespit edilememiş. Hastalık ilerlediği için, gözleri kanlanıyor, görme de sorun yaşamaya başlıyor, fiziksel hiçbir aktiviteye katılamaz duruma geliyor. 12/2011’de aylar süren uğraştan sonra 19 Mayıs Üni. sevkini yaptırabilmiş.(aylarca kapılara vurarak) Göz doktoru Behçet hastalığından şüphelenip, bağışıklık sistemini kontrol altına alması için bir ilaç yazıp, iki ay sonraya kontrol için gün vermiş. İlacı iki ay kullanınca ateşi düşmüş. Göreceli biraz iyileşme yaşamış. İki ay sonraya sevki olmasına karşın yedi ay boyunca Hastaneye götürülmemiş. Dolayısıyla yıllar sonra tanı konulmuş, bu kez de tedavi edilmemiş. İlaç bittikten sonra şikayetleri sürmüş. Gözlerde kanlanma, kızarıklık, kaşıntı, yoğun ağrı, görme kaybı sürmüş. Okuyunca gözde kılcal damarları çatlayıp kanama oluyor. Vücudunda büyük kızarık, ağrılı kitleler çıkıyor, yaralar oluşuyor, en küçük eforda ateşi yükseliyor. Okuyamıyor, yazamıyor, spor yapamıyor, çamaşırlarını dahi yıkadığında günlerce hasta yatıyor. Bir müebbet hükümlü bu koşullarda nasıl yaşamını sürdürebilir. Hele ki, dışarda ki mücadelesini, içerde yazarak sürdüren Adnan için, bu olanaksız.
Cezaevinde doktor yetersiz. Ambulans yok. Hafta sonu sağlık ekibi yok. Cezaevi doktoruna, dilekçe ile başvuruluyor, iki-üç hafta bekletiliyor. Yalnızca pratisyen hekim bulunuyor. O da sevk yazıyor. 2-3 kimi zaman 4 ay sevk olmasına karşın hastaneye götürülmüyor. Sabah erkenden ring aracına alınıyor, yazın sıcakta, kışın soğukta elleri kelepçeli olarak araçta yüksek sesle arabesk dinletilerek akşama kadar bekletiliyor. Çünkü, hastanede tutukluların beklemesi için bir oda yok. Önce bütün adli hükümlüler doktora götürülüyor. En son siyasi hükümlüler. Kimileyin, akşama kadar o koşullarda bekletildikten sonra, doktorun mesaisi bitti gerekçesiyle geri getiriliyorlar. Prostat hastası ve akşama kadar tuvalete götürülmüyor. Şu an komutan yanımızda değil götüremeyiz, sizin için de komutanı çağıramayız diyerek bekletiliyor. Şansı yaver gider de doktora çıkarsa, sorun bitmiyor. Doktorun kelepçelerini açmaması durumunda, tutuklu tedaviyi kabul etmiyor. Geri cezaevine dönüyor, bu süreci yeniden başlatmak zorunda kalıyor. Doktor, tutukluyu dinlemiyor, muayene etmeden ilaç yazıp gönderiyor, derdini anlatmasına bile fırsat vermiyor. Behçet nedeniyle vücutta ki bir çok organ bozuluyor. Her bölüm için ayrı sevk yazılıyor. Hastaneye götürüldüğünde aynı gün içinde diğer birimlere gitmesi mümkünken, her birim için ayrı günlerde götürülüyor. Tabi her birini aylarca beklemek gerekiyor. Oysa, hastalıkların tümü Behçet kaynaklı olduğu için tüm birimlerin uygulanacak tedavi için ortaklaşa karar vermesi gerekiyor. Birbirinden bağımsız, diğerinden haberi olmadan tedavi uygulanmaya çalışılıyor, tedavi denilebilinirse. Sonuç olarak, hasta hükümlü, daha da hastalanarak, stres yüklü olarak hücreye dönüyor. Günlük kullanması şart olan ilaçlar haftalarca Bafra’da eczanede yok gerekçesiyle hastaya verilmiyor. Dışarıda yakınlarının getirdiği ilaç, doktor görmeden veremeyiz gerekçesiyle hastaya ulaştırılmıyor. Hasta haftalarca doktora çıkmayı bekliyor. İlacı alabilmek için. Yeni başlayan bir tedavi sürdüremiyor, çünkü kontrol sonrası düzenlenecek tedavi için aylarca götürülmediklerinden boşluk oluyor. Bir yıl boyunca, ilacın gözüne yanıt vermemesine karşın, aynı ilaç yazılarak geri gönderiliyor.
19 Mayıs Üni. tüm tetkiklerini alıp, İstanbul’da, Behçet hastalığında en iyi doktorlardan biri olan Prof. Dr. İlknur Tutkun’a götürdüm. Doktor bakar bakmaz, bir yıldır kullanılan ilaç bu hasta için çok tehlikeli. Çünkü Hepatit B geçiren bir hastada bu ilaç kesinlikle kullanılmamalı dedi. Alternatif olarak iki tedavi yöntemi olduğunu ce çok acil olarak bu tedaviler uygulanmazsa gözlerini geri dönülmesi mümkün olmayacak biçimde kaybedeceğini söyledi. 19. Mayıs Üni. bulunan Behçet konusunda Prof. bir göz doktoru bulunduğunu ve tedavi edebileceğini söyledi. Samsun’da doktora ulaşıp, tüm bunları anlattığımda yardımcı olacağını belirtti. Fakat sevki olmasına karşın iki ay daha bekletilip doktora götürülmedi. İHD İstanbul şubesinin mücadelesiyle doktora ulaşması sağlandı ve yeni tedaviye başlandı. Bir ay sonra tedavi gözden geçirilecek, nasıl sürdürüleceğine karar verilecek. Elbette, bir ay sonra götürülürse. Muhtemeldir ki bu aşamada bile aylarca bekletilecek. Oysa Behçet hastalığının körükleyicisi strestir. Tedavi için stresten mutlaka uzak tutulması, açlık, susuzluk gibi olumuz koşullarda kalmaması gerekiyor.
İçeride en büyük sorun sağlık sorunu. Bu bilindiği için, bir işkence yöntemi olarak kullanılıyor. Hasta tutuklular bilinçli olarak, içeride ölüme terkediliyorlar.
Dr. İlknur Tutkun, Behçet hastalarının yaşamı dışarıda bile çok zordur, değil ki cezaevi koşullarında iyileşme şansı çok düşüktür diyor.
Adnan, 2013 başında, infazının ertelenmesi talebiyle avukatı Gülizar Tuncer aracılığıyla Adli Tıp Kurumuna başvurdu. Üç yıldır tetkiklerini yapan 19 Mayıs Üni. Doktorları verdikleri “Heyet raporunda”, orta derecede Behçet hastası olduğu dışında ne gözleriyle, ne diğer hastalıklarıyla ilgili tek satır yazmadı. Başvurusu sağlıklı olduğu gerekçesiyle reddedildi. Oysa aynı hastanenin verdiği tetkiklere, dışarıda bağımsız bir doktor olarak bakan İlknur Hoca, bu hasta kör olmak üzere diyor. Üniversite’nin ya tetkikleri yanlış olmalı, ya da heyet raporunu imzalayan doktor yalan söylüyor olmalı!..
CEZAEVİ KOŞULLARI:
Sular paslı akıyor, içme suyunun satın alınması zorunlu.
Yemekler, besleyici değil, yenilemeyecek derecede kötü.
Küçücük odaya ikişer katlı on ranza konulmuş, aralarda yürümek bile zor, adım atılacak yer yok.
Cezaevinin tavanı sac’dan yapılmış, tavan yok. Dolayısıyla, yazın sıcakta tam bir cehenneme dönüyor.
Banyo ve çamaşır içi haftada bir gün, her kişiye yarım saatlik süre veriliyor. Çoğunlukla çamaşır yıkama olanağı bulunamıyor bu kısa süre içinde. Özellikle kışın, yıkansa bile kurutma sorunu var. Küçücük alanda 10-16 kişinin çamaşırını asma olanağı söz konusu bile değil. Bu nedenle, nevresimler aylar boyunca yıkanamıyor.
Kuzey cephesi, güneş almıyor. Kışın romatizma ağrıları başlıyor.
Odalar arası alışveriş yasak. Haftada bir kantin alışverişi yapılıyor. Hafta içinde tükenen hiçbir ihtiyacını diğer koğuşta ki arkadaşlarla paylaşamıyorsun. Havalandırma alanının üzerine tel örgü gerilmiş, alışverişi engellemek için.
Koğuşlar arası 10 günde bir farklı kişilerle görüş hakkı olmasına karşın hiçbir biçimde uygulanmıyor.
TALEPLER:
-Bizi hasta eden tecrit kaldırılmalı
-Hapishane koşulları düzeltilmeli
-Hasta tutsaklar bağımsız doktor heyetleri tarafından muayene edilmeli, bağımsız sağlık kuruluşlarında durumları belgelenmelidir. Böylece gerçekler ortaya çıkacaktır.
-Hasta tutsaklar derhal serbest bırakılmalıdır. Raporlu, raporsuz ayrımı yapılmadan.
- Türk Tabipler Birliği, tüm demokratik örgütler, birimler bu konularda daha duyarlı olmalıdır.

NERİMAN ÇELİK

KızılYıldız.org
YAZIYI PAYLAŞ: Facebook Twitthis Furl

Facebook'tan Yorum Yap

.
2017 Kaynak Gosterilerek Her Yazi Istendigi Gibi Kullanilir. KIZILYILDIZ.org Devrimin KIZIL YILDIZI Dizayn: K.C.Y